Halkların Köprüsü Derneği’nden arkadaşlarımız bir otobüsle Ankara’daki barış mitingine gitmişti. Ben gidememiştim; Afyon’da bir kongrede konuşmam vardı. Katliam kongrenin ertesi günü oldu. Haberi Afyon’da aldım ve hemen Ankara’ya hareket
ettim.
Barış talebiyle yürüyen 103 insanı katlettiler…
Ankara’ya varır varmaz hastanelere koştum. Sıhhiye’deki üç hastaneye dağılmıştı yaralılar. Kafası kesilmiş tavuk gibi üç hastanenin acil servislerinde, ameliyathanelerinde, yoğun bakımlarında ve morglarında arkadaşlarımı aradım. Morglara girebildiğimi duyanlar telefonuma
isimler gönderiyordu: “Şuna da bak.” Her isimde yeni bir korku…
Bir ara Türk Tabipleri Birliği (TTB)’ne gittim. Pek çok dost oradaydı. Kayıplar, yaralılar… TTB konvoyu patlamanın çok yakınındaymış. Kimin nerede
olduğunu, kimin yaşayıp yaşamadığını anlamaya çalışıyorduk. Telefonlar
çalıyor, mesajlar geliyor, insanlar birbirine isim soruyordu. O kalabalığın içinde
herkes bir arkadaşını arıyor, herkes birinden haber bekliyordu.
Gece yarısına doğru İzmir’e dönecek bir otobüs buldum. Halkların Köprüsü Derneği’nden arkadaşlarla buluştuk. Yüzümüz gözümüz ağlamaktan şişmişti.
Yaralı, tedavisi süren arkadaşlarımız vardı. Haber alamadıklarımız vardı. Acı,
öfke, çaresizlik, şaşkınlık ve korku birbirine karışmıştı.
Polis ekipleri otobüslere pide ve ayran dağıtıyorlardı. Bizim otobüs bunları almayı red etti.
Otobüs İzmir’e doğru yola çıktı. Ben Ankara’da kaldım. Hastanelerde daha yapılacak işler vardır diye. Ertesi gün garın önüne gittim. Polis kordonu vardı;
yaklaştırmadılar. Bütün gün hastaneleri ve morgları dolaştım. Ertesi gün İzmir’e döndüm. Yaralı arkadaşlarımızın aileleri için
dayanışma örgütlemeye çalıştık. Aileler hastane bahçelerinde günlerce, haftalarca
bekledi. Biz de bekledik; bir haber, bir iyileşme, bir mucize bekledik.
İzmir’e döndükten sonra uzun süre her akşam Alsancak Tren Garı’nın önünde buluştuk. Öldürülenleri ve yaralıları anmak, sorumlulardan hesap sorulmasını
talep etmek için bir araya geliyorduk. O buluşmalar, sanki hep birlikte iyileşmeye çalışma çabasıydı.
Ardından hepimizde ağır bir depresyon hali oldu. Bu travmayı yaşayan herkesin üzerine çöken büyük bir üzüntü, öfke, çaresizlik…
Yaralı arkadaşlarımızdan birini hiç unutamıyorum. Aradan bir zaman geçti; ben Dokuz Eylül Üniversitesi’nde cerrahi kliniğinde çalışırken hasta olarak geldi. Şarapnelle yaralanmıştı; iyileşmeyen bir yarası vardı. Onu ameliyat edip o lanet şarapneli çıkardım… Şimdi her 1 Mayıs’ta karşılaşırız o yarasına gömleğinin üzerinden dokunurum. İyileşti mi diye. Yarası acımaz artık ama gözlerindeki acı hiç geçmez.
Hiçbir şey eskisi gibi olmadı. O gün ölmediğimize utanarak
yaşamayı öğrendik.
Bu cümleyi yazmak kolay değil. Çünkü utanması gerekenler, barış talebiyle bir araya gelen insanlar değil. Bir ülkenin meydanında, barış isteyen insanları
koruyamayanlar; ardından gerçeğin ve adaletin üzerini örtenler utanmalı. Ama
katliamın ardından kalanlar, bazen hayatta olmayı bile açıklamak zorunda
hissediyor. Arkadaşlarının yokluğunda yaşamaya devam etmek, insanın içine
ağır bir taş gibi yerleşiyor.
10 Ekim’den sonra tanıdığım
yüzlerin çoğunda aynı iz vardı: Bir anda yaşlanmış, bir daha tamamlanamayacak
bir şey kaybetmiş yüzler. O gün yalnızca insanlar ölmedi. Birlikte kurduğumuz
gelecek duygusu, yan yana durabilme umudu, barışın mümkün olduğuna dair
inanç da ağır yara aldı.
Bu ülke takviminin her yaprağına bir katliam yazdıran bir ülke. 10 Ekim’e de Ankara Katliamı yazıldı. Bu tarih, yalnızca takvimdeki bir gün değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinin olağan akışından koparıldığı eşiklerden biridir!
Barış talebinin hedef alındığı, insanların en savunmasız hâlleriyle öldürüldüğü ve
sonrasında ülkenin bunu normal bir gün gibi geride bırakmasının beklendiği bir eşik.
O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
10 Ekim’de öldürülen 103 insanı anmak, yalnızca onları hatırlamak değildir. Barış talebinden, onların yarım bırakılan sözünden ve hâlâ süren adalet arayışından vazgeçmemektir.
Yağmur yağacak! Yağmur yağacak Ekim’deyiz. Bulutlara bakın! Orada yeryüzünden yükselmiş adlar vardır.
Yıldızlar okuyun karanlık gecelere adlar vardır!
Her kim ki barış derken ölmüş, selam gönderin, onların hepsi duyacak, kulakları vardır.