Cumhuriyet, çağları aşmak ve Gazi’nin sözüyle, az zamanda çok iş yapmaktır. Sanatın hangi dalına baksanız, aradaki makasın ya da gecikmelerin yüzyıllara mal olduğunu görürsünüz. Burada, tıpkı yeni bir tarih yazmaya, algı oluşturmaya, her şeyi araçsallaştırmaya ve geriye dönüştürmeye çalışanlar gibi sorabilirsiniz: daha önce bu topraklarda sanat yok muydu?

Elbette vardı. O bizim binlerce yıllık birikimimiz, esin kaynağımız ve çağdaş sanat algısıyla buluşturmanın boynumuzun borcu olduğu müthiş mirasımızdı. Ama bu birikimin, sanatı “terennüm, temaşa, tezyinat” sanan, onu zevk ve keyif vermekten ötede düşünmeyen, sarayla, şürekâsıyla ve onlara hizmetle yetinen elitleriyle hiçbir ilgisi yoktu. Ozanın deyişiyle, dilleri vardı ama bizim dile benzemezdi.

Üretim-tüketim ilişkilerinin çelişkisinden, doğa-insan çatışmasından, insanın olup biten karşısındaki konumundan ve muhalif-eleştirel duruşundan beslenen bu sanatın; saray ve ahalisinin mutlakıyetten, dinden ve feodalizmden beslenen düzeninde kabul görmesi beklenemezdi. Çünkü hem açık seçikti, hem açık saçıktı.

Bu sanat, halkın zekâsından besleniyor, duygu ve düşüncesini dolaysız anlatmaktan güç alıyor, ister alay ederek ister çığlık atarak dillendiriyor, itirazdan tahammüle uzanan bir duruştan ses veriyordu. Bu sanat yaşanmışlığın tortusuyla yoğruluyor, dayatmalara direnmenin sözcülüğüne soyunuyor, halkın nefes alma ya da özgürlük alanına dönüşüyordu. Bunun ne demek olduğunu anlamak istiyorsak, egemenle ilgisi olmayan bu birikimin, bugün nasıl değerlendirildiğini, nasıl içi boşaltılarak pazarlanmaya çalışıldığını, bağlamından koparılarak nasıl vasat altı bir ucuzluğa dönüştürüldüğünü görmek yeter.

HHH

Örneğin büyükşehirlerin sınırları içindekilerden başlayarak, “köy” kavramını yok eden, binlerce köyü bir gecede mahalleye çevirip, tüm belleğini dinamitleyen girişimin, gerçek meramı nedir sizce? Sanata gelene kadar elbet bin bir vahamet içeriyor bu girişim. Tarım alanlarının imara açılmasını ganimet sayarak, dün ektiğini bugün “sıcak para” uğruna parsel parsel satan, üç gün sonra o para bitince, sattığının yanında maraba olarak çalışmaya mahkûm olan sayısız köylü, ne demek istediğimi iliklerine kadar yaşıyor. Oysa yakılan, derisi yüzülen ozanları biraz da bugünler için yakmışlardı o türküleri.

Yalnızca ekonomik bir tuzaktan söz etmiyoruz. Bu girişim belleğin, kültürel ve sanatsal birikimin, tarihsel duruşun da imhası anlamına geliyor.

Cumhuriyet, işte tam da bunlara bir itirazdı, seçenek arayışıydı. Anlatacağız.