Mustafa Kemal Paşa ve diğer komutanlar bir gün önceden Kocatepe'deki çadırlı ordugaha yerleşmişlerdi. Asker de cephede yerini almış , çevreye büyük bir sessizlik hakim olmuştu. Atların ve katırların ayaklarına, arabaların tekerleklerine çuvallar sarılarak sessizlik sağlanmıştı.

Bir gün sonra, sisli ve karanlık bir gece. Mustafa Kemal Paşa önde, İsmet ve Fevzi Paşa'lar hemen arkasında yürüyerek Kocatepe'nin doruğuna gelirler. Ata dürbünüyle ovaya bakar;

''...Birdenbire beş adım sağında O'nu gördü.

Paşalar O'nun arkasındaydılar.

O saati sordu

Paşalar 'Üç' dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Bıraksalar ince uzun bacakları üzerinde yaylanarak

Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı.’'

Ve saat 05.30. İlk top sesinin ardından onlarca top gecenin sessizliğini yırtar. Kocatepe depreme tutulmuşçasına sarsılır. Tepeler yanar, cephanelikler havaya uçar.

24 saat sonra 27 Ağustos'ta Albay Kazım Bey komutasındaki 8. Tümen Afyon'dadır. Gafil avlanan düşman askerleri Afyon'dan çekilirken her yeri yakıp yıkmış, ardında bir cehennem bırakmıştır...

Gafil avlanmıştır düşman. Taarruzdan Meclis'in bile haberi yoktur. Bir hafta önce yapılan Bütçe görüşmelerinde muhalif milletvekilleri Milli Müdafaa Vekili Kazım Özalp'ı sıkıştırmaktadır;

-Bildiğiniz gibi ordumuz taarruz için hazırlık yapmaya devam ediyor.

-Bu masalı bir yıldır dinliyoruz. Ne zaman hazır olacak? Onu söyleyin, kışa mı yoksa gelecek yaza mı?

-O kadar uzun süreceğini sanmıyorum.

Taarruz Ata'nın isteği doğrultusunda gizlilik içinde gerçekleşeceği için, Özalp milletvekillerine 'Bir hafta sonra ' diyememekte.

Yunan generaller ise böyle bir olasılığa hiç ihtimal vermemekte. General Hacı Anesti;

''Türk Ordusu'mu? Berbat! Yürekler acısı! Yerinden kımıldamaya bile takati yok. Şayet Türk Ordusu taarruza kalkışacak olursa kesinlikle mağlup olacaktır.''

Gafil avlanan yalnızca Yunan Ordusu değildir, İngiliz İstihbarat servisi de taarruzu iki gün sonra öğrenebilmiştir.

Mustafa Kemal Ankara'dan Akşehir'e gitmeden önce annesinin elini öpmeye gider;

-Nasılsın anne?

- Pek iyi değilim paşa oğlum.

-Ben birkaç günlüğüne gidiyorum. Pek yakında İzmir'deyiz. Sana oranın havası iyi gelir. Seni oraya götürürüz.

Zübeyde Hanım şaşırır. İzmir düşman elinde değil midir? Bir şey demez. Ata annesinin elini öperek hayır duasını alır.

İşte inanç, azim ve kararlılık budur!

Büyük Önder ta 1919 yılında Amasya Kongresi'nde söylemiştir neler olacağını;

''Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır...''