Son günlerde sosyal medyada arka arkaya paylaşılan ve yayılan hayvana şiddet görüntüleri toplum olarak nasıl bir çürümüşlük içinde olduğumuzun da resmi...
Şahsen videoları izlemedim. İzleyemedim.
Benim ne zihnen, ne kalben böyle bir kötülüğe tanıklık etmeye gücüm yok. Ancak izleyenlerin tepki ve yorumlarını okudum. Bu korkunç videoların, izleyenlerde nasıl duygusal bir çöküntüye yol açtığını gördüm.
Yavru kedi, kirpi, eşek, kaplumbağa... Sosyal medyada dönüşüme sokulan bu görüntülerde suçun büyüğü bana göre uzun yıllardır hayvana şiddeti cezasız bırakan veya son derece hafif, caydırıcı cezalarla adeta ödüllendiren sistemdir.
Yıllardır yazıp çiziyoruz. Hayvanlara şiddet uygulayan ve öldüren kişilerin “sorunlu” ve “tehlikeli” olabileceğini, bilimsel araştırma sonuçlarını da paylaşarak anlatmaya çalışıyoruz.
Cezasızlık şiddeti yaygınlaştırır. Cezasızlık şiddet eğilimli kişilere cesaret verir. Cezasızlık suçu teşvik eder. Cezasızlık kötülüğe davetiye çıkarır.

*

Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde hayvanlara yönelik tekrarlayan şiddet eylemleri, ilerleyen dönemde insanlar arası şiddet açısından da bir tehlike işaretidir.
Bakın 2019 tarihli Longobardi & Badenes-Ribera araştırması tam da bu konuyu masaya yatırmış.
Araştırmacılar 1995–2017 arasında yayımlanan 32 çalışmayı incelemiş ve çok çarpıcı sonuçlar elde etmiş. Gelin birlikte göz atalım:
• Çocukluk ve ergenlikte hayvanlara eziyet edenler, genellikle başka şiddet eylemlerine ve antisosyal davranışlara da eğilimli oluyorlar.
• Zorbalık, davranış problemleri, çocuklukta istismar ve suç davranışları, hayvana şiddet olayları ile ilişkili.
• Özellikle tekrarlayan hayvan eziyeti, erişkinlikte insanlara karşı şiddet uygulanma ihtimalini de artıyor.
Bir başka araştırma da 2016 yılından... Levitt, Hoffer & Loper'ın araştırmasında, hayvanlara yönelik suç nedeniyle gözaltına alınmış/tutuklanmış 150 yetişkin erkeğin resmi suç kayıtları incelenmiş.
Buna göre bu erkeklerin %96'sının hayvanlara yönelik suçtan önce veya sonraki altı yıl içinde başka bir suç kaydı olduğu görülmüş. Bu erkeklerin yarıya yakını, insana şiddetten gözaltına alınmış. %18'i cinsel suç nedeniyle gözaltına alınmış. Özellikle aktif hayvan şiddeti ile insanlar arası şiddet arasında anlamlı ilişki bulunmuş.

*

“Hayvana şiddet ileride insana şiddete yol açabilir; bu eylemleri işleyenler ağır cezai yaptırım almalıdır” derken, bunu öylesine söylemiyoruz. Sizinle paylaştığım iki araştırma sadece yüzlercesi arasından seçtiğim örnekler. Her araştırma benzer sonuçlara varıyor.
Daha huzurlu, ahlaklı, güvenli bir toplumda ve ülkede yaşamak istiyorsak yapılacak şey bellidir. İnsan-hayvan ayırt etmeksizin; her türlü şiddetin, zorbalığın, caniliğin en ağır şekilde cezalandırılması lazım. Cezalandırılsın ki potansiyel suçlular için de caydırıcı olsun!
Ama biz ne yapıyoruz; Katliam Yasası çıkarıyoruz, sokaklardan yaka paça, canlarını yakarak köpeleri topluyoruz, hatta hızımızı alamıyoruz şimdi de sokaktaki kedilerle ilgili yeni bir nefret kampanyası başlatılmasına sessiz kalıyoruz.
Şiddetsiz bir topluma örnek olması gerekenler, şiddeti böyle meşrulaştırırsa ve hukuk sistemimiz de hayvanlara karşı işlenen suçlara yeterli cezaları vermezse biz daha çok işkence videoları görürüz.

Candostlar K A P L U M B A G A

Hayvana şiddet cezasız kalmamalı

Geçtiğimiz, günlerde sosyal medyada yayılan bir görüntü hayvan hakları savunucularını ayağa kaldırdı. Görüntülerde bir kadın dışarıdan bulup getirdiği kaplumbağayı defalarca tekmeliyor ve gülerek ayağıyla üzerine basarak eziyordu. Büyük tepki toplayan görüntüler üzerine sosyal medya kullanıcıları söz konusu paylaşıma Emniyet Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığı'nı etiketleyerek kişinin bulunmasını istedi.
Sosyal medyada infial yaratan kaplumbağaya işkence görüntüleri sonrasında olayla ilgili olarak suç duyurusunda bulunan Hayvan Hakları Federasyonu HAYTAP, yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Yaklaşık 15 yıl önce çekildiği değerlendirilen ve bir kaplumbağanın öldürülmesine ilişkin görüntülerin yeniden gündeme gelmesinin ardından yürütülen çalışma kapsamında, görüntülerde yer aldığı değerlendirilen şüphelinin kimliği ve adresi tespit edildi. Şüpheli A.S., Karadeniz Ereğli İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince ikametinde gözaltına alındı.
HAYTAP olarak görüntülerin yeniden gündeme gelmesinin ardından olayla ilgili suç duyurusunda bulunmuş ve sürecin başından itibaren konunun takipçisi olmuştuk. Ancak görüntülerin yaklaşık 15 yıl önceye ait olması, olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuatın uygulanmasını gerektiriyor. HAYTAP olarak yıllardır verdiğimiz mücadelenin önemli kazanımlarından biri olan 2021 yılındaki yasal düzenlemeyle, hayvanlara yönelik işkence ve öldürme eylemleri belirli koşullarda ceza hukuku kapsamına alınarak hapis cezası öngörüldü. Ne yazık ki ceza hukukunun temel ilkeleri gereği, sonradan yürürlüğe giren ve daha ağır yaptırım öngören bu düzenlemeler geçmişte gerçekleşen fiillere geriye dönük olarak uygulanamıyor. Bugün yaşanan bu olay, hayvanlara yönelik şiddetin caydırıcı ve etkin yaptırımlarla karşılanmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.”

Candostlar A K D E N İ Z F O K U
Akdeniz foklarını tehdit eden gelişme

Çanakkale Karabiga’da termik santrallere yeni bir ünitenin eklenmesi gündeme geldi. Kapasite artışının bölgede sadece karasal alandaki ekosistemi değil aynı zamanda Marmara Denizi’ni ve Akdeniz foklarının yaşam alanlarını da tehdit edeceği tahmin ediliyor.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF Türkiye) konuyla ilgili olarak yaptığı değerlendirmede “Akdeniz foklarının yaşam alanı kömüre feda edilmesin” mesajını paylaştı.
WWF Türkiye şu açıklamayı yaptı:
“Çanakkale Karabiga’da CENAL Termik Santrali’ne 1.050 MW’lık yeni bir kömür ünitesi planlanıyor. Bu ölçekte bir kapasite artışı, fiilen yeni bir ithal kömürlü santral anlamına geliyor. Çanakkale’de halihazırda beş kömürlü termik santral faaliyet gösteriyor. Projenin yaratacağı ek baskı yalnızca iklimi değil; Marmara Denizi’ni ve tehlike altındaki Akdeniz foklarının yaşam alanlarını da tehdit ediyor.
Hava kirliliğinin yanı sıra sağlık, tarım, balıkçılık ve turizm üzerindeki baskıyı artıracak proje kapsamında, saatte 152.500 m³ sıcak suyun denize deşarj edilmesi de Marmara Denizi ve Akdeniz foklarının yaşam alanları açısından ciddi risk oluşturuyor.
COP31 İklim Zirvesi’ne başkanlık yapacak Türkiye’nin yeni bir ithal kömürlü termik santralin önünü açması, iklim liderliği iddiasıyla çelişiyor.
Türkiye, iklim dönüşümünü önce evinde başlatmalı; liderlik iddiasını kömürden adil ve planlı çıkışa öncülük ederek ortaya koymalı.”

Candostlar K U L A G I M I Z A K U P E-19
KULAĞIMIZA KÜPE

“Ağaç, çiçek ve yeşillik uygarlık demektir.”

– Mustafa Kemal Atatürk