Hafta sonu mesaisi bitti, not defterimizi önümüze açtık. İzmir’in yeşil sahalarından pırıl pırıl güneşli ama bir o kadar da iç burkan manzaralarla döndük. Süper Lig’in tek İzmir temsilcisi Göztepe’nin Alanya’daki sınavı ile kentin taşa toprağa kazınmış alt lig hikâyeleri, Türk futbolunun asıl portresini önümüze koydu. Bir tarafta milyonluk bütçelerin çaresizliği, diğer tarafta ise borç batağında paraya değil yüreğe secde eden o efsanevi kulüpler. Gelin önce Süper Lig’e, Alanya’nın o kavurucu havasına bakalım. Göztepe, 5 hafta geride kalırken ligin henüz galibiyetle tanışamayan tek takımı unvanıyla 18. basamağa demir attı. Alanya deplasmanında ilk 60 dakika sahada ne yaptığını bilen, savunma disiplinini elden bırakmayan bir Göz Göz vardı. Juan’ın penaltısıyla gelen gol, adeta "kötü gidişe dur diyoruz" çığlığıydı. Lakin futbol, dikkatsizliği affetmeyen nankör bir oyun. Savunmada yapılan o anlık hata ve Paolo’nun boş bırakılması, sarı kırmızılıların direncini bir anda un ufak etti. 13 gol yiyen bir savunma hattı ve pas organizasyonlarında kısır kalıp uzun toplara mahkum olan bir oyun aklı.
Bu kadro kalitesiyle işlerin ne kadar sarpa saracağı aşikâr. Fakat bu tablonun içinde tek bir kusursuz unsur var. Cefakâr Göztepe taraftarı. Buradan yönetime açık bir çağrı yapalım. Rizespor maçında bilet fiyatlarında mutlaka indirime gidilmeli. Bu taraftar sahada oynanan oyuna değil, armaya sevdalı. Onlara bu zor günlerde nefes alacak alanı yaratmak yönetimin boynunun borcudur.
***
İzmir’in alt liglerine uzandığımızda ise karşımızda bambaşka bir dram, bir onur mücadelesi var. Alsancak Mustafa Denizli Stadı’ndaki Karşıyaka-Altay derbisi, Türk futbolunun köklerine inen bir travma ve direniş hikâyesiydi. 20 milyon Euro borç, 5 senedir kilitli duran transfer tahtaları ve sırf bu yüzden sahaya sürmek zorunda kaldığı pırıl pırıl altyapı çocuklarıyla ayakta kalmaya çalışan bir "Büyük Altay".
Maç 1-1 bitti, Karşıyaka galibiyeti elinden kaçırıp hayal kırıklığı yaşadı. Tribünlerin o sert ve zaman zaman hudutları aşan rekabeti, maç sonu Altaylı gençlerin santra noktasına diktiği bayrakla gerilimin zirvesine tırmandı.
Tribünlerin o sert rekabeti, saha içindeki gerilimle birleştiğinde ortaya çıkan tablo şuydu.
Para yok belki ama inanılmaz bir yürek var.
Ve günün sonunda, 3. Lig’de mücadele eden Bucaspor 1928, Akşehir Spor’u Muammer ve Yağız Mete’nin ilk devredeki golleriyle geçerek derin bir "oh" çekti. Sözün özü; Neredeyse Cumhuriyetle yaşıt bu güzel kulüpler, futbolun ilk oynandığı bu topraklar maalesef bugünleri hak etmiyor.
Ne Süper Lig’deki Göztepe ne de alt liglerdeki o can çekişen çınarlar... İzmir’in tüm dinamikleri artık bu ayrışmalara son vermeli, omuz omuza verip bu güzel kulüpleri hak ettikleri yerlere taşımak için elini taşın altına koymalıdır.
Oyun devam ediyor... Yeter ki bu renklerin ışığı hiç sönmesin. İzmir futbolu acilen bu romantik sancılardan sıyrılıp kendi modern rönesansını başlatmak zorunda. Yoksa asırlık çınarların kökleri bu kez gerçekten kuruyacak.