Tribünlerin hafızası, evini sırrı bilinmeyen bir yangında kaybetmiş mültecilerin hafızasına benzer; her köşede bir kundakçının izini arar, her rüzgârda yeni bir felaketin kokusunu duyar.

Daha sezonun ikinci haftasında, milyonlarca insanı ta ki ligin son düdüğüne kadar esir alacak o zehirli cümle dillerde dolanmaya başlar bile: “Bizi bu yıl da şampiyon yapmayacaklar.”

Bu, sıradan bir pes edişin değil, çaresizliğin ve kolektif bir paranoyanın acı çığlığıdır. Oysa ortada ne dış mihraklar ne de görünmez eller vardır; yıllardır aynı yastığı parçalayıp duran, bizzat bu bozuk düzenin kendi tezgahıdır.

Yıllardır bu sahnede rüzgârın yönüne göre kurbanlar seçilir, günah keçileri ilan edilir. Hakemler ıslıklanır, Merkez Hakem Kurulu’nun kapısına kilit vurulur, yeni yüzler, yeni “kurtarıcı” unvanlı bürokratlar getirilir. Fakat oyunun ruhu, o kirli ve değişmez mantığı bir milim bile oynamaz. Çünkü sorun, sahanın ortasında düdük çalan hakemin vizyonun da değil, o düdüğü çaldıran sistemin kalbindeki kangrendir. Hakem kötü yönetebilir, VAR ekranı körleşebilir, standartlar her hafta bir halden diğerine girebilir; bunlar skandaldır.

Lakin asıl skandal, bu skandalları her yıl aynı ezberle karşılayıp, ertesi gün aynı masaya yeniden oturmaktır.

Geçtiğimiz Pazar günü Alanyaspor ile Beşiktaş arasında oynanan müsabakada sahnede yine aynı trajikomedi vardı.

Orta hakem Adnan Deniz Kayatepe ve VAR odasının bekçisi Bülent Birincioğlu, tartışmalı kararlarıyla adaletin pusulasını yine şaşırttılar; kritik eşiklerde VAR’ın o sihirli ekranının kararması, sıradan bir “hakem hatası” lütfuyla geçiştirilemeyecek kadar derin bir çürümenin resmidir. Mesele artık sadece yeşil sahanın sınırlarını aşmış, milyonların sabrını taşıran küresel bir infiale dönüşmüştür; tribünler haklı isyanlarını UEFA kapılarına taşımakta, sosyal medyanın dehlizleri CİMER’e yazılan şikayet dilekçeleriyle dolup taşmaktadır. Peki, bu fırtınanın kopma noktasında dümeni tutması gereken MHK Başkanı ne mi yapıyor? Derin, kibirli ve kulak tırmalayan bir sessizlik! Hakem atamalarının mutfağı olan o makam, bu ağır şaibeler karşısında üç maymunu oynamaya devam ediyorsa, geriye zihinleri kemiren o kaçınılmaz soru kalıyor: Bu atamalar masum birer tesadüf mü, yoksa bu çarkın işleyişini garantiye alan karanlık bir sistemin bizzat kendisi mi?

TFF Genel Kurulu dediğimiz mabetler, futbolun felsefesinin yeniden üretileceği, tarihin akışının değiştirileceği kürsüler olmaktan çıkmış; sıradan formalitelerin, iktidar pazarlıklarının ve vicdan aklama seanslarının sahnesine dönüşmüştür. Orada hakemlik sisteminin kök çürüğü konuşulmaz; çünkü konuşulursa, o masanın etrafındakilerin kurguladığı nizamın çökeceği bilinir. Sezon boyunca ekranlarda hakem hataları üzerinden fırtınalar koparanlar, sıra köklü sistemsel reformlara geldiğinde en derin sessizliğe gömülürler. Çünkü kavga, düzenin kendisiyle değil, düzenin içindeki yerini sağlamlaştırmak veya payı artırmaktır.

İşte bu yüzden Türk futbolu, modern bir spor endüstrisi olmaktan ziyade, kaderine rıza olan antik bir tiyatro sahnesidir. Aktörler değişir, figüranlar değişir, federasyon başkanlarının kartvizitleri silinir yenileri yazılır; fakat perdenin arkasındaki o karanlık rejisör hep aynı kalır.

İnsanlar daha ağustos ayında şampiyonluk umutlarını gömüyorsa, orada artık ne fair-play’den ne de sportif rekabetten bahsedilebilir. Mesele bir hakemin yanlış kararı olmaktan çoktan çıkmış, milyonların adalet inancının erimesine dönüşmüştür.

Ve geriye okurun zihnini sonuna kadar açacak o keskin soru kalır:

Oyuncuları, başkanları, hakemleri değiştire değiştire tükettiğiniz bu sahnede, sıra ne zaman düzenin kendisini değiştirmeye gelecektir; yoksa siz de bu bitmeyen tiyatronun hakikati unutan gönüllü birer seyircisi misiniz?