Türkiye’nin sorunu her sektörde olduğu insan kaynaklarında da “üretememekten” geçiyor.

İnsanın yaşamında en önemli faktörün bilgi, keşifler, belge, yeni rotalar bulmak olduğuna dikkati çeken toplum bilimciler, Türkiye’nin de bu sarmal döngünün içinden çıkamadığına işaret ediyorlar.

Her olgunun temelinde insan olduğunu benimseyen ülkeler, sorunlarını zamana bağlı olarak çözümlerken, bunu benimsemeyenler oldukları yerde patinaj yapıp dururlar. Bu her alanda olduğu gibi politikada ve yönetim anlayışında da böyledir.

Dış ülkelerde başarılı gelişmeleri kopya ederek (onu da başaramayanlar) uygulamaya koymaya çalışanlar çoğu zaman hüsrana uğraşmışlardır.

Politikada ve yönetim anlayışında da bu böyledir. Platformda 1983’ten bu yana olan gelişmelere bakınız. Turgut Özal’la “El oğuşturarak“ başlayan dört eğilimi birleştirerek politika yapma anlayışı Erdoğan’ın “Rabia” işareti ile devam etmiş, Özgür Özel’le “Kucaklaşmıştır”.

Değişmeyen bu politik yaklaşım Türk siyasetine bir şey kazandırmamış, aksine yeni bir kaos ortamının içerisine sürüklemiştir. Bu sarmaldan çıkmak için insana gerektiği kadar değer verilmelidir.