Üvey dedem çok uzun yıllar önce anneanneme bir şiir yazmış ve sonra da bestelemiş. Şiirin adı: “AŞK YALANMIŞ.” Bu şiirin bestesi olan şarkı o yıllarda çok meşhur olmuş, radyolarda çalınmış, zamanın klasik Türk Müziği sanatçılarınca müzikhollerde en çok istek alan parçalar arasında icra edilmiş.
Ailecek bir araya geldiğimiz zamanlarda, hele hele bir aile sofrasında toplandığımızda mutlaka bu şarkıyı söyler, hüzünleniriz. Hüznümüz bir taraftan onlarsız yaşamak zorunda olduğumuz yakınlarımızın yokluğundan, diğer taraftan da bizim de yaşlarımız ilerledikçe dünyada sadece aşkın değil, birçok başka şeyin de yalan olduğunu anlamamızdan kaynaklanır.
Güftenin küçük bir bölümü şöyle:
Senelerce aşkı anmış,
mahzun kalpler hep aldanmış,
Gül dudaklar da sararmış,
diyorlar ki; aşk yalanmış.
O kız aşkı oyun sanmış,
hem aldanmış hem aldatmış,
en sonunda yalnız kalmış,
diyorlar ki aşk yalanmış.
Böylesi duygusal bir parça. Eskiler belki hatırlarlar. Bestesi de pek içli.
****
Şimdilerde ise sadece aşklar değil herşey yalan. Uğruna savaştığınız insanların, en küçük bir menfaat uğruna satışa çıkardıkları sevgileri, yaşamına yön vererek yaşamını kurtardığınız, işten atılmasını engellediğiniz, karakollardan kurtardığınız, yeni bir yaşam, yeni bir umut sahibi olmasını sağladığınız kişilerin şahsi çıkar için haraç mezat pazarladıkları göstermelik sadakatleri, yakınlıkları hep yalan.
Yalvar yakar kapınıza birikip, araya eş, dost, akraba sokarak, babalarını büromda ağlatarak yardım dilenip, acıyıp yardım ettikten, isteklerini yaptırdıktan, kapıdan geçtikten sonra gerçek yüzlerini, gizledikleri sivri dişlerini gösterenlerin, daha doğrusu yüzü olmadığı halde varmış gibi dolaşanların yüzleri, cinsiyeti tartışmalı olanların sergiledikleri yanlış cinsiyetleri, binbir renkli zehirli çiçeklerin masum ve güzel görüntüleri hep yalan değil mi.
****
En yakınlarının ızdırabına, felaketine ve hatta hayatına rağmen elde edilen zenginlikler, palyaçonun ağlayan ruhuna rağmen taktığı gülen mask veya ağlayarak yaklaşıp merhamet isterken dahi gizlenen art niyetler, bunlar da yalan.
Yüzüne gülüp, arkadan konuşanlar, ömürleri boyunca, aynaya bakıp kendileri ile hesaplaşamayanlar. Bunların yaşamları hep yalan.
Tıpkı sarmaşık gibi, yaşamak için sarıldığı koca çınarı kurutmakta hiçbir beis görmeyen, ama çınar yıkılınca kendi hayatını da yitiren yaşamlar da yalan.
Bizim üvey dede de tutmuş aşk yalandır demiş. Aşkın günahını almış. Yalan olmayan ne kaldı ki. Belki de şimdilerde yalan olmayan tek şey. Aşk.
Değerli okurlar. Bu yazımı birkaç yıl önce yazıp yayınlamıştım. O sıralar çok değer verdiğim bir ağabeyimin başına gelenler beni derinden etkilemiş ve o ruh hali içinde bu yazıyı kaleme almıştım. Ama son zamanlarda öylesine şeylerle karşılaşıyor, yakın dostlarımdan öylesine vefasızlık öyküleri dinliyor ve görüyorum ki; yazıyı sizlerle tekrar paylaşmak istedim. Okumayanlar da okusun diye.