Sosyal medya artık günlük rutinlerimizin ayrılmaz bir parçası oldu. Bazen okuduklarımız sinirlerimizi ayağa kaldırırken bazen de karşımıza çıkan ilginç bilgiler günümüzü aydınlatabiliyor.
Bu kez bende güzel duygular uyandıran bir paylaşıma rast geldim. Ressam Briton Rivière'nin “Ulysses and Argus” adlı tablosu ve tablonun kısa öyküsü o kadar hoşuma gitti ki, uzun bir araştırmaya daldım.
Bugünkü İzmir topraklarında da yaşamış olan Antik Yunan edebiyatının en ünlü şairi ve yazarı Homeros'un baş yapıtı “İlyada ve Odysseia”da yer alan bir sahnenin resmedildiği tablo, ilk bakışta sıradan bir mizansen gibi gelebilir ama aslında anlamı çok derin...
*
2026 için aslında İlyada ve Odysseia destanının bir anda yeniden meşhur olduğu yıl diyebiliriz. Ünlü yönetmen Christopher Nolan'ın Odyssey filmi, Antik Yunan destanına olan ilgili de artırdı.
Ama biz filme değil gerçek kaynağa uzanalım...
Resim, Homeros'un Odysseia'sındaki hüzünlü bir kavuşma anını anlatıyor. Odysseus, Truva Savaşı ve uzun yolculuğunun ardından İthaka'ya geri döner. Ancak kendisini öldürmek isteyenlerden saklanmak için dilenci kılığına girer. Gerçekten de insanlar onu bu kılıkta tanıyamaz. Ama köpeği Argus, sahibini ilk görüşte tanır.
Homeros, Odysseus'un sokakta, bir kenarda yatan, hasta ve yaşlı köpeği Argus'la karşılaştığı sahneyi farklı çevirilerde şöyle tasvir etmiş:
“Efendisini tanıdı; tanıdı ve ona ulaşmaya çalıştı. Emekleyerek ayaklarına varmak, onları yalamak istedi ama başaramadı. Yapabildiği kadarıyla, kuyruğu, gözleri ve bakışlarıyla Efendisini selamlıyor, duyduğu sevinci ilan ediyordu.”
“Kaderin, efendisini yirmi uzun yıl sonra görebilsin diye yaşattığı köpek, ona son kez baktı; onu gördükten sonra öldü.”
“Bunun üzerine Odysseus başını başka yana çevirdi ve Eumaios'un fark etmeyeceği şekilde bir gözyaşını sildi.”
*
Bir köpeğin asla bitmeyen sadakati ve bir insanın köpeğine olan sevgisi... Köpeğin onu uzun yıllar beklemesi ama sahibi döndüğünde yerinden kıpırdayamaz halde oluşu... Sahibinin kimliği açığa çıkmasın diye köpeğine dokunamaması ve gizlice göz yaşı dökmesi... Bakın bu sahne MÖ 8. yüzyıl önce yazılmış. O dönemde, o toplumda yaşayan biri tarafından kurgulanmış.
Ve bu dokunaklı sahne yüzyıllar sonra, 1885'te yaşamış bir Viktorya dönemi ressamını öylesine etkilemiş ki; o anı resmetmek istemiş.
İki farklı çağda yaşayan iki sanatçı, hayvan sevgisi ve insan-hayvan arasındaki duygusal bağ sayesinde birbirine bağlanmış.
*
İnsanın hayvanlarla olan ilişkisi tarih içinde elbette çok değişti. Mesela bugün evcil köpeklerimizi bir işe yaramaları için sahiplenmiyoruz. Antik Yunan'da köpekler daha çok avlanma için kullanılıyordu ancak Homeros sayesinde, av köpeği de olsa, köpeklerle sahipleri arasındaki sevgiyi anlıyoruz. Zaten Homeros, hikayede Argus'un geçmiş öyküsüne de yer vererek Odysseus'un hayatındaki önemini de vurguluyor.
Patili dostlarımızla aramızda bin yıllara dayanan bir sevgi bağı var. Bugüne gelindiğinde, ülkemizde şu an köpeklerin toplandığını ve yok edildiğini düşündüğümde, hayvan sevgisinde ilerlemek yerine geriye gitmişiz diye düşünmekten kendimi alamıyorum...
Kediler için nefret kampanyasına isyan
Sokak köpeklerinin Türkiye genelinde toplatılmasına karşı çıkan hayvan hakları savunucuları şimdi de sıranın kedilere geldiğini savunarak sosyal medya üzerinden yürütülen nefret kampanyasına isyan etti. İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları platformu, sosyal medya hesabından bir açıklama paylaşarak şunları vurguladı:
“Doğanın dengesini bozarak güvenli bir yaşam kuramazsınız. Güvenlik; doğayı yok ederek, hayvanları topluca öldürerek ve bilimi reddederek sağlanamaz. Köpeklerin ekosistemden topluca uzaklaştırılması, yaban hayvanlarının yerleşim yerlerine yaklaşmasına ve ekolojik dengenin bozulmasına yol açıyor. Seferihisar'daki ayı saldırısı, kuduz taşıyıcısı olan yaban hayvanlarının köylere ve şehirlere inmesi, şehir merkezlerinde insanlarla ve hayvanlarla temas etmesi; önümüzde karşılaşabileceğimiz tablonun yalnızca bir parçası.
Yaşananların sorumlusu: Bilimsel yöntemleri ve ekolojik gerçekleri reddederek nefret ve rant üzerinden Katliam Yasası'nı çıkaran hükümet, toplamalar için hukuksuz talimatlar veren İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, İl Hayvanları Koruma Kurulları üzerinden hukuksuz kararlar alan valilikler ve bu hukuksuz uygulamaları hayata geçiren belediyelerdir.
Üzgünüz, Çünkü insanların ve hayvanların yaşamları bu politikanın bedeli haline getiriliyor.
• Yıllardır çözülmeyen kamusal sorunların bedelini yine hayvanlara ödetmelerine izin vermeyeceğiz. Sorun hayvanlar değil. Sorun; yıllardır çözüm üretmeyen, hayvanları hedef gösteren ve bu krizi bir rant alanına dönüştüren politikalardır. Çözüm mümkündür. Etkin kısırlaştırma ve aşılama yapılabilir, ekolojik denge gözetilebilir ve bilimsel politikalar uygulanabilir.
Kolektif cezalandırmanın ve nefret politikasının tarifi hep aynıdır. Birkaç örnek seçilir. Bütün gruba mal edilir. Korku büyütülür. Nefret normalleştirilir. Sonra şiddet zorunluluk diye pazarlanır. Şimdi kediler için aynı nefret kampanyasını kurmanıza sessiz kalmayacağız.
İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları olarak köpeklerin ardından kediler için kurulmaya çalışılan bu nefret düzeninin karşısında olacağız. Bu suça ortak olmayacağız!”

Ege Denizi için haberler iyi
Türkiye'de deniz koruma alanları genişletilerek, Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege'de iki yeni Deniz Milli Parkı ilan edildi. Kararı “denizlerimiz için iyi haber” başlığı ile paylaşan WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı yazıda şu ifadelere yer verdi: “Resmi Gazete'de yayımlanan kararla Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege'de iki yeni Deniz Milli Parkı ilan edildi. Fethiye–Kaş Deniz Milli Parkı yaklaşık 21.706 km², Kuzey Ege Deniz Milli Parkı ise 1.742 km² deniz alanını kapsıyor. Finike Denizaltı Dağları ile Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgelerinin ardından gelen bu karar, Türkiye'de deniz koruma alanlarının genişletilmesi açısından önemli bir adım. Bu karar, denizlerdeki yaşamı ve ekolojik dengeyi destekleyen daha güçlü bir koruma yaklaşımına geçiş için önemli bir fırsat. Yeni deniz milli parkları, Türkiye'nin denizlerini koruma konusunda yalnızca korunan alanların büyüdüğü değil, koruma ile sürdürülebilir kullanımın birlikte ele alındığı yeni bir yönetim anlayışının başlangıcı olabilir. Ancak denizleri korumak için yeni koruma alanları ilan etmek tek başına yeterli değil. Bu alanların etkin şekilde yönetilmesi, düzenli olarak izlenmesi, kritik habitatların korunması ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine katılması gerekiyor. Doğru planlandığında deniz milli parkları; Balıkların üreme ve beslenme alanlarını koruyabilir. Küçük ölçekli balıkçılığı destekleyebilir. Deniz ekosistemlerinin iyileşmesine katkı sağlayabilir. Deniz yaşamı için daha güvenli alanlar oluşturabilir. Türkiye'nin 2030 yılına kadar kara ve deniz alanlarının en az %30'unu koruma hedefi doğrultusunda bu karar önemli bir başlangıç. Şimdi önemli olan, koruma alanlarının kağıt üzerinde kalmaması ve denizlerimizin etkin bir şekilde korunması.”

KULAĞIMIZA KÜPE
“Başka insanlar köpeklerinin iyiliğini görev duygusu ve işin gereği olarak gözetirdi; o ise kendi köpeğinin iyiliğini, kendi çocuklarınınki gibi gözetirdi, çünkü başka türlü davranamazdı.”
Jack London — Vahşetin Çağrısı
