Yakın zamana kadar ilk ve orta okullarda dersler kadar eğitsel kollar da önemliydi. Daha ilk hafta seçmeler yapılır, tüm öğrenciler çalışmak istediği alanı belirlerdi. Öğrencilere sorumluluk kazandırması, sosyalleşmelerinin sağlanması ve ortak çalışma yapma alışkanlıklarının pekiştirilmesi amacıyla oluşturulan eğitsel kolların çalışmalarına öğretmenler, veliler de çok değer verirdi. Kızılay, temizlik, kitaplık, beslenme, trafik ve müsamere kolları fazla istek alırdı. Anneler kolluklar diker seçilen eğitsel kolun ismini işler, öğrenciler de gururla taşırdı siyah sonraları mavi renkli önlüklerinde. Müsamere kolları tüm özel günlerde şiirli, şarkılı, kıyafetli etkinlikler düzenlerdi. Özellikle 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü çok eğlenceli olurdu. Sınıflara kedi, köpek, tavşan fotoğrafları asılır, şiirler okunurdu. Havada, karada, denizde yaşayan hayvanların resimleri çizilir, hepsinin özellikleri etkinlik günü sohbet konusu olurdu. Çatılarda güvercinler, kafeslerde muhabbet kuşları, bahçelerde kediler, her mahallede Aslan, Pamuk veya Paşa isimli köpekler vardı. Artan yemekleri yiyen, gece hırsızları kovalayan, çocuklar oynarken toplarını alıp kaçan mahallenin köpekleri. Zamanla güvercin bakmayı sevenler apartman yaşamına yenik düştüler, köpekler, kediler kıyıda köşede yaşamaya devam ettiler. Kimse sayılarının böyle artacağını düşünmedi.

Mahalleler Sessiz Parklar Boş
Birkaç gün önce 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’ydü. Floransa’da toplanan Dünya Hayvan Hakları Koruma Federasyonu’nca alınan kararla 1931 yılından bu yana dünyada kutlanıyor. Ülkemizde de her yıl çeşitli dernekler, belediyeler etkinlikler düzenlerdi. Özellikle hayvan hakları ile ilgili paneller, sahiplendirme organizasyonları, barınak ziyaretleri ilgiyle karşılanırdı. Artık kutlamıyoruz. Hayvanlara yönelik hak ihlalleri, katliamlar, bilinçli bilinçsiz müdahaleler son yıllarda katlanarak arttı. Ender türleri dahi hedef alan avcılık faaliyetleri, denizlerdeki bilinçsiz, doyumsuz avlanmalar, kurutulan kuş cennetleri, çığ gibi genişleyen betonlaşma nedeniyle daralan yaşam alanları, yok olan türler. Hepsinin tanığıyız. Hele son üç yıldır insanla iletişim kurabilen, birlikte yaşama geleneği oluşmuş, koruyucu, dost bir tür olan köpeklere uygulanan yok etme faaliyetleri nedeniyle 4 Ekim bir kutlama değil hatırlama ve yas gününe dönüştü. Biz onları koruyamadık. Korunamayan hayvanların gününü de kutlamadık. Esnafların önünde, duraklarda bekleyen, yürüyüş yaptığımız sahilde, semt pazarımızın girişinde karşılaştığımız köpeklerimiz artık oralarda yaşamıyor. Çoğu da yaşamıyor zaten. Parklar bomboş. Hayatta kalabilenler demir parmaklıkların arkasında, açlık ve pislik içinde hayatlarının sonuna doğru hızla ilerliyor. Başucu kitabı Küçük Prens’in kahramanlarından biri olan tilkinin ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden sözünü hayat biçimi olarak benimseyen insanların hayatları da hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Yok edilen her köpekle birlikte onların da bir parçası toprağa gömüldü. Bu yıl 4 Ekim’de yaşamdan koparılan, sosyal ortamdan uzaklaştırılan köpekler anıldı, kalanlar için neler yapılabilir diye konuşuldu. Öncelikle yaşam haklarının korunması için mücadele devam etmeli, hiç vazgeçmeden. Sonra korkmadan, acı çekmeden, türlerine ait özelliklerini kaybetmeden yaşamaları sağlanmalı. Özgürce ama istedikleri zaman da bağ kurmalarına yardım ederek.

Nereden Nereye
Hayvanları Koruma Günü’nde kartondan tavşan kulakları taşıyan, Arkadaşım Eşek şarkısıyla eğlenen, Ayşegül kitaplarında köpeği Fındık’a sevgiyle bakan çocuklardan yıllar sonra, bir nefret rüzgarı tüm ülkeye yayılmaya başladı. Gazetelerde, internet sitelerinde ve sosyal medya paylaşımlarında köpeklerin uyguladığı şiddetlerle, sözde yaydığı hastalıklarla ilgili hedef gösteren paylaşımlar arttı. Çocuklara, kadınlara saldırdıkları haberleri sıklaştı. Haberlerin doğru olmadığı sonradan anlaşıldı, kimseler inanmadı. Köpeklerin parçaladığı iddia edilen çocuğun akrabası tarafından istismar edilerek canının alındığı raporla kanıtlandı ama köpek korkusu, nefreti yayılmıştı bir kere. Sorumlu kurumların yirmi yıllık ihmallerinin, sokak hayvanlarına ayrılan bütçelerini başka bir yere kullanmalarının, yapmadıkları kısırlaştırmaların, önlemek istemedikleri kaçak üretimlerin faturasını sokakta yaşayan köpekler ödedi. Son durakları toplu mezarlar oldu. 2004 yılından bu yana yürürlükte olan 5199 sayılı Hayvan Hakları Kanunu’nun 6. Madde’si sokak hayvanlarının yaşam sigortasıydı. Kısırlaştır, aşıla, yerine bırak ilkesi hayvan haklarını koruyan, nüfuslarını kontrol altına alan en önemli maddeydi. 2 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe giren 7527 sayılı değişiklik bu maddeyi yürürlükten kaldırdı. Barınaklara alınan bir köpeğin dışarı çıkması sadece sahiplenince mümkün oluyor. Çoğu hayatlarını buz gibi koğuşlarda geçirecek. Çoğu bir kez daha gökyüzünü göremeyecek. O nedenle barınak ziyaretleri çok önemli. Üzülürüm, dayanamam demeyin. Özellikle mahallelerde bakılan köpekler insana çok alışık. Gidin başlarını okşayın, gezdirme alanları oluşturulması için barınak yönetimine talepte bulunun, sağlık sorunları olduğunu görürseniz tedavi olmaları için ısrarcı olun. Hiçbir kurum, kurul, yerel yönetim yasaya aykırı bir karar alamaz. Kalanları koruyacak, yasal haklarını uygulatacak yaptırımlar 5199 Sayılı Yasa’da mevcut.
Kırıldığı Yerden
Japonlar kırılan bir seramik eşyayı altın veya gümüş gibi değerli madenlerin tozuyla özel bir reçineyi karıştırıp tamir ederler. Bu tamiratları yaparken özellikle kırıkları görünür kılarlar. Hayatta karşılaşılan zorlukların, kötülüklerin insanı zayıflatmadığını, aksine gerektiği gibi onarıldığında derinlik ve anlam kattığını anlatan Kintsugi inancının uygulamasıdır bu ince sanatsal faaliyet. İnsanların hayvanlarla dostluğu, hayatı paylaşma gelenekleri neredeyse var olduklarından bu yana sürüyor. Oluşturulmak istenen kırıklar sevgi ve bağlılığı daha da görünür hale getiriyor. Yaşam hakkı ellerinden alınan, sokaklardan uzaklaştırılan tüm can dostlarımız sizleri çok özlüyoruz.