Geçtiğimiz hafta hayvanlar dünyasında yapılan iki farklı keşif meraklılarını heyecanlandırdı. Dikkatle takip edilen iki tür de yolculuklarına çok uzaklardan başlamıştı. Biri geçmişten zaman olarak uzaklardan diğeri Amerika’dan mesafe olarak uzaklardan. Ülkemizde ilk kez görüntülenen Çayırkoşarı Kuşu ve Tavşanlı Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan kerpiçteki pati izi.

Göç Yolunda
Hollandalı kuş gözlemcisi Jordy Houkes Antalya Manavgat Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü yerde Ulualan Bölgesi’ndeki sulak alanda kuşları fotoğraflıyordu. Ulualan, göç döneminde kuşlara dinlenme ve beslenme imkanı sunması nedeniyle kuş popülasyonu açısından çok zengin. Bölgenin doğal yaşamı, biyo çeşitliliği önemli bir değere sahip. Jordy Houkes ülkemizde daha önce hiç görülmemiş Çayırkoşarı’nı - Calidris Subruficolis- fark etti, fotoğrafladı. Haber duyulunca ülkenin dört bir yanından ornitologlar -kuşbilimci-, fotoğrafçılar bölgeye hareket ettiler. Sosyal medya, haberi duyup uçağa, otobüse bilet alıp, arabaya atlayıp alana ulaşmaya çalışan kuş sevdalılarının gülümseten öyküleriyle doldu. Çayırkoşarı Kuzey Amerika ile Güney Amerika arasındaki hatta yaşayan ve Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin listesinde hassas koruma kategorisinde bulunan göçmen bir kuş. Nesli tehlike altında, popülasyonu giderek azalıyor. Uzun mesafe uçabiliyor. Yalnızca sulak alanların kıyılarında değil, kısa otlu çayırlarda açık otlaklarda besleniyor. Üreme döneminde Alaska veya Kanada’nın kuzeyindeki tundralara yerleşiyor, üreme zamanından sonra yeniden Güney Amerika’ya göç ediyor. Manavgat’taki Çayırkoşarı normal göç yollarının çok dışında. Daha önce Amerika Kıtası’nda kat ettikleri binlerce kilometrelik yolda göç ederken yolunu şaşırıp Batı Avrupa’ya gelenler olmuş. Ama bu kadar doğuda görülmesi bir ilk. Çayırkoşarı ile Türkiye genelinde kayıt altına alınan kuş türü 506’ya yükseldi. Antalya’da kaydedilen 361. kuş türü. Son gelen haberlere göre yanına bir arkadaşı daha gelmiş. Hoş gelmiş.

Kuş Gözlemcileri
Hayatımın uzunca bir bölümü İstanbul Sarıyer’de geçti. Boğaz kıyısında yaşayanlar bilir ilkbahar ve sonbahar aylarında gözlerinizi gökyüzünden alamaz, bakışlarınızı yere indiremezsiniz. İstanbul kıtaların buluştuğu eşsiz bir şehir. Kuşların da en önemli geçiş yollarından. Göç mevsimlerinde yaklaşık 400 bin leylek, 200 bin yırtıcı, ötücü, kıyı ve su kuşunun şehrin üzerinden geçtiği belirlenmiş. Hele leyleklerin geçişleri. Tam bir şölen. Kanatlarının eşsiz uyumuna gagalarıyla çıkardıkları sesler eşlik ediyor. Rumeli Kavağı ile Rumeli Feneri arasında bulunan balıkçı köyü Garipçe evimize çok yakındı ve çok sevdiğim bir kaçış noktasıydı. O zaman henüz Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılmamış, köprünün Avrupa ayağı için Garipçe’ye giden yoldaki ağaçlar kesilmemişti. Her yer ormandı. Rumeli Feneri Garipçe yolu üzerinde göç zamanlarında gerek tek başına gerek toplu halde bekleyen kuş gözlemcileri görülürdü. Ellerinde dürbünler, fotoğraf makinaları üzerlerine örttükleri kamuflaj giysileriyle. Ötücü göçmen kuşların dinlenme alanı olan boğazın bu bölümünde kuş gözlemcileri saklandıkları yerlerde ses çıkarmadan saatlerce bekler fotoğraf makinalarının kadrajlarına en güzel kareleri hapsetmeye çalışırlardı. Havada göçmen kuşlar, bir yanda göğe uzanan ağaçlar, bir yanda İstanbul Boğazı, ağaçlarla deniz arasına konuşlanmış onlarca kamuflaj giysili kuş gözlemcisi dünyada görülebilecek ender güzellikte manzaralardandı. Kuş gözlemcileri bazen çok uzak yollardan geliyor bazen saatlerce, günlerce bekliyorlar. Ama birçok tarihi ana, ender karşılaşmalara şahitlik ediyorlar. Doğanın içinde, temiz havada, heyecanlı bekleyişlerle, güzel sohbetlerle dolu çok güzel bir aktivite. Fazla bir ekipmana ihtiyaç yok. Dürbün, not defteri, rehber kitap, sıcak tutan, hafif, su ve rüzgar geçirmeyen kıyafetler yeterli. Kuşların yaşam haklarına saygı göstermek, onları strese sokacak ve tehlikeye atacak etkinliklerden kaçınmak, kuşları kendine çekecek yöntemleri kullanmamak, diğer canlılara, doğal yaşama ve diğer kuş gözlemcilerinin haklarına saygı göstermek kuş gözlemcilerinin vazgeçilmez kurallarını oluşturuyor.

Kerpiçteki Pati İzi
Düşünebiliyor musunuz 4 bin yıl önce hazırlanan kerpicin üzerine henüz ıslakken bir köpek basıyor. Pati izi kerpice çıkıyor. Saman, su ve toprağın karıştırılmasıyla elde edilen kerpiç kalıplara dökülüp güneşte kurutuluyor sertleşince kullanılıyor. Henüz kurumadan köpeğin bastığı kerpiç de kuruyup sertleşince evin duvarının bir parçasını oluşturuyor. Pati izinin bulunduğu kerpicin olduğu yapıda yangın çıkıyor. Duvar molozların arasında toprağa gömülüyor. Dünyada o sırada tunç çağı sürüyor. Dört bin yıl sonra Batı Anadolu’nun en büyük Tunç Çağı kentlerinden biri olarak kabul edilen Kütahya Tavşanlı höyüğünde kazı çalışmalarında yapılıyor ve pati izi bulunan kerpiç ortaya çıkarılıyor. Ne muhteşem bir yolculuk.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy keşfi heyecanla açıklayıp, “bu çalışmada bulunan kerpiç üzerindeki pati izi, yapıların ve eserlerin yanı sıra yaklaşık dört bin yıl önce kentte yaşanan gündelik hayatın küçük ve beklenmedik ayrıntılarını belgeliyor” dedi. Dört bin yıl öncesinden gelen pati izi o yıllarda köpeklerin gündelik yaşamda var olduğunu, ortak yaşama katıldıkları gösteriyor. Geleceğe hazırlanmış bir mektup gibi. Ne yazık ki artık ülkemizde köpekler gündelik yaşamın içinde değiller. İki yıldır uygulanan yok etme çalışmaları ile ortak yaşamdan koparılıp tecrit edilerek, barınaklarda öldürülerek izleri silinmeye çalışılıyor. Sistemli olarak ve ısrarla. Bugünden geleceğe yazılacak mektup utançla dolu.