Kendisini Karacaoğlan’a yakın hisseder ve hatta “Karacaoğlan’ın Bacanağıyım” der Cahit Külebi. “Şiirin, hayatımızda karşılığı olması gerektiğini savunur. Onun için de; çok okunur, ezberlenir, eskimez şiirleri. Eskimeyen duyguları şiire getirendir. Külebi’nin şiiri, halk şiirinin, kültürünün yeniden modern söylenişinin, eşsiz örnekleridir.”(Doğan Hızlan-Hürriyet 2007)
1940 ile 1960 arası Türkiye’yi dizelerinde en iyi yansıtan şairdir. Öyle şiirleri vardır ki içinden iki mısra hala dillerden düşmez. Örneğin 1939’da yazmıştır “İstanbul” şiirinde şu dizeleri; “Kamyonlar kavun taşır ve ben/ Boyuna onu düşünürdüm.”
Bir ömür şiir, dil, kültür ve sanat meseleleriyle uğraşan Cahit Külebi’nin çok bilinen ve sevilen, eşi Süreyya Hanım için yazdığı “Hikaye” şiirinin en güzel dizesidir;
“Şimdi bir rüzgar geçti buradan/ Koştum ama yetişemedim/ Sorsaydım söylerdi herhaldeEdebiyatımızın özgün şairlerindendir Cahit Külebi. Her şiirinde kendini yenilemiştir, her okuyuşumuzda bizlere ufuk açmıştır. Şiir Atlasımızdaki yeri bir başkadır. 1940 ile 1960 arası Türkiye’yi dizelerinde o kadar güzel anlatır ki Külebi. “İnsanın yaşadığı coğrafyayı anlatan, o coğrafyanın insanlarını şiirleştiren şairdir o!”
-ŞİİRİNİN DOKUSU-
Eleştirmen, denemeci Adnan Binyazar Cahit Külebi’yi en iyi tanıyandır, Külebi’nin “Bütün Şiirleri” kitabı için yazdıkları şairin “ hem halk şiiri, halk kültürü ile ilişkisini, hem bu malzemeden nasıl modern bir şiir yarattığını”, ayrıntılı, gerekçeli bir anlayışta bize sunuyor; “Bütün bu dolambaçlı tutumlara karşın, Külebi’nin şiiri kendi yolunda gelişim göstermiş, ağırlığından da hiçbir şey yitirmemiştir. Hele 1970’ten bu yana yazdıklarıyla toplumsal konulara daha da ağırlık vermiş, şiirini güncelleştirme gereksinimi duymuştur. Ya da Külebi’nin şiiri, gelişimini bu yolda bulmuştur. Ama bunu yaparken hiçbir zaman, şiiri bir an parlatıp sonradan etkisiz kılan kuru slogancılığa düşmemiş, gerçekle güzelliği iç içe yaşatmayı bilmiştir (...) Külebi’nin imge düzeni, uyak arayışları, sesindeki çeşitlilik, türküsel söyleyiş ve alabildiğine coşku onu biçimsel bir şair olarak tanıtmaya olanak verir.”

-“HİKAYE”NİN HİKAYESİ-
“Senin dudakların pembe/ Ellerin beyaz,/ Al tut ellerimi bebek/ Tut biraz!/
Benim doğduğum köylerde/ Ceviz ağaçları yoktu,/ Ben bu yüzden serinliğe hasretim/ Okşa biraz!/
Benim doğduğum köylerde/ Buğday tarlaları yoktu,/ Dağıt saçlarını bebek/ Savur biraz!/
Benim doğduğum köyleri/ Akşamları eşkıyalar basardı/ Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem/ Konuş biraz!/
Benim doğduğum köylerde/ Kuzey rüzgârları eserdi,/ Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır/ Öp biraz!/
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!/
Benim doğduğum köyler de güzeldi,/ Sen de anlat doğduğun yerleri,/ Anlat biraz!”
“Hikaye”nin hikayesini de Cahit Külebi şöyle anlatır; “Şiir benim daima kafamda uzun süre içide yaşayarak oluşur. Ama Hikaye şiirim birdenbire yazılmıştır. Anadolu'da bir yerdeyiz. Okul eve yakın, bitişik. Eşim Süreyya bir çocuk doğurdu, Ali denen çocuğu. Süreyya okuldan gelir terli terli emzirirdi Ali'yi. Yoksulduk, parasızdık. Süreyya ile bir gün bir konuda tartıştık. Sonra o okula dersine gitti. Tarih öğretmeniydi. Ben okuldan bazı belgeleri temize çekmek için getirdiğim ödünç daktiloyla oturdum bu şiiri yazdım. Öyle daktiloya takılı kalmış. Hep aslında sahip olduğum şeye ‘değilim’, olan şeye ‘yoktur’ diye yazmışım aslında. Benim doğduğum köyler Türkiye'nin en güzel ceviz ağaçlarını olduğu yerdi, ceviz tarlaları içinde doğdum desem yeridir. Gülmesini de bilen insanların arasında yaşadım. Ama gerçekten de dudaklarım hep çatlak çatlaktır. Hep krem almışımdır ömrüm boyunca!” (Güneş Müftüoğlu’nun Cahit Külebi ile yaptığı konuşmadan - 1995) .Eleştirmen Ömer Erdem’e göre de, “Bir bitmez iç ideale hep bağlı yaşar Külebi. ‘Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin’ mısraı “Hikaye” şiirinin patetetik yapısıyla aslında hiç uyuşmaz. Sonradan eklenmiş gibidir. Ancak Cumhuriyet’in bu yeni kuşağa aşıladığı ufuk bu mısrayla ortaya çıkar. Arayış, yoksulluğun içinde temiz bir ideale dönüşür. ‘Sivas Yollarında’, ‘Yurdum’, ‘Tokat’a Doğru’ şiirleri de aynı ruhu taşır.”

-“SOLCU DİYE HORLANDIM”-
Oldukça samimidir şairimiz. Halk kültürünü benimser; “O kültürün sesini alaturkalığa düşmeden Batılı anlamda dile getirdim. Bunu yapıyorum ama nasıl yapıyorum bilmiyorum.
Türkiye ister istemez seviliyor. Kırgınlığım; Uzun yıllar şair olduğum için solcu / komünist diye suçlanarak horlanmam. Türk Dil Kurumu’nun (TDK) kapatılması bir de.(…)Bir takım yerel, çevresel ve tarihsel motifleri kulandım. Yerel motifler kolay kaybolur. Ama benim şiirimde bunların ortadan silinmesine olanak yok (…) Orhan Veli'nin etkisinde kaldığım şiirlerim oldu ama onların hiçbiri güzel değil. Orhan Veliler başlangıçta benim yazdığım şiirleri romantik sayıyorlardı. Sonra benim şiirime geldiler. Ben bir olaydan, sözcükten yola çıkarak şiir yazıyorum. Şiirim genelde tek bir konu içermez.!”
Oldukça inançlı bir Cumhuriyet şairiydi Cahit Külebi. Çok okunur, ezberlenir, eskimez şiirleri.. Çünkü eskimeyen duyguları şiire getirmiştir! 29 yıl önce bir 20 Haziran’da aramızdan ayrıldı. Edebiyata, hayata kattığı renklere izlere saygıyla.