Pandemiden beri kişisel yaşamımda devre dışı olan gezi olgusuna son vermek için Kars’tan başlayıp Gürcistan ve Karadeniz Yaylalarını içeren bir geziye geçen hafta katılma şansım oldu. Bu gezi bende çok farklı düşüncelerin doğmasına yol açtı.
Kars’a hiç gitmemiştim. Kars, bu Vatanın var olması için ne denli fedakarlıkların ve acıların yaşandığını Çanakkale gibi insanın yüzüne haykırıyor. Kars Müzesinde Sarıkamış faciasının acılarını yaşarken; kar fırtınasında askeri, çarıkla ve yarı çıplak cepheye süren aklı vestratejiyi sorgulamak zorunda kalıyorsun. Aynı zamanda Kazım Karabekir Paşa’nın bu vatanayaptığı hizmetleri görüp minnet duyguların yeniden canlanıyor.
Diğer yandan Rus işgali dönemindeki kentsel ve mimari yapılanmanın ihtişamını görüp; Osmanlı İmparatorluğunun, kültürel ve estetik açıdan dönemin Rus kültüründeki derinlikten ne denli uzak olduğunu görüyorsunuz.
Ayrıca Kars’ın muhteşem peynir kültüründeki derinliğin, kültürler arası etkileşim sayesinde şekillendiğini öğreniyorsunuz. Ani harabelerinde iki farklı kültürel mirasın gün yüzüne çıkmak için beklediğini görüyorsunuz. Kars’ı yaşamak insanın düşün dünyasını hem zenginleştiriyor, hem de sorgulatıyor. Gürcistan’a doğru uzanan yolculuk ve yeşillik insanı kendi etki alanına çekiyor.
***
Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te yine çok kültürlü mimari geleneğin korunup yaşatıldığını görüyorsunuz. Bu müthiş bir zenginlik. Bizdeki beton kültürüne bizim kadar hapsolmamış.Çoğu Osmanlı ve Türk mimari özellikleri başka kültürlere ait mimari gibi gösterme gayreti gözleniyor. Üstelik Avrupa Birliği yönündeki gayret ve çabaları, bazen abartılı olsa bile şaşırtıcı boyuta ulaşmış. Ancak kültürel ve siyasi çalkantılardan henüz kurtulmuş değil.
Ayrıca turizm hizmeti yönünden bizden daha geri durumdalar. Kendinizi az ya da çok bir Avrupa kentinde hissedebiliyorsunuz. Trafik kurallarına mutlak bir uyum getirme çabasındalar. Gösterişli mimari çabalar gözden kaçmıyor.
Batum, Tiflis’e göre daha geleneksel ve daha bize benzer geldi. AB’ye uyum konusunda Grek Efsanelerinden türetilen mimari gayretleri bana fazla yapmacık geldi.
AB’ne benzeme gayreti, ülkede bir değişim ve Batılılaşma arzusu ve süreci yaratıyor. Sanırım en büyük motivasyonları din kardeşliğine dayanıyor. Doğal olarak Karadeniz havası ve doğası bu ülkenindiğer önemli özelliklerinden birisi. Bunlar benim kısa gezide görebildiğim özellikler.
Doğal olarak bir ülkeyi anlamak orada yaşamayı gerektirir. Ayrıca, Sarp sınır kapısının Gürcistan tarafı ne denli kaotik ise, bizimkisi de o denli düzenli işliyor. Bu bile Gürcistan’ın AB hayallerinin biraz havada kaldığını gösteriyor.
***
Daha sonra sınırı geçerek Rize ve Trabzon’a ulaşıp bizim Karadeniz yaylalarını turladık. Doğa, güzeller güzeli ve de vahşi. Çamlıhemşin ve Ayder Yaylası ve diğerleri, birbirinden güzel doğa harikaları. Ancak buralar Arap turistlerinin istilasına uğramış. Piyasadaki fiyatlar Arap turistlere göre ayarlanmış. Yerli turist için alış-veriş oldukça pahalı. Ancak Karadenizliler pazarlamada şaşırtıcı derece iyi uzmanlaşmış. Diğer yandan iktidarın bu sahiliçin oldukça bonkör davranmış olduğunu ve önemli yatırımlar yaptığını görüyorsunuz. Ne var ki, özellikle bazı yolların yeterli sağlamlık ve mühendislik bilgisinden ari olarak yapıldığı için, yap boza döndüğü gözden kaçmıyor. Bu ihalelerde ünlü beşliden birinin çalışmaları sürüyor. Bu gözlem orta tabaka üzerindeki vergi yükünün nerelerde israf edildiğini açıkça gösteriyor.
***
Beş günlük takipten uzak kalınan Türkiye gündemine dönünce, ülke içindeki tartışma konularının aynen ve de artarak devam ettiğini gözleyince, ne denli yapay gündemlerle meşgul edildiğimiz yeniden günün perdesine yansıyor. İktidarın hazırlayıp, piyasaya sürdüğü “CHP” tiyatrosunun yapay aktörleri gündemi belirliyor. Böylece yoksulluk, yoksunluk, işsizlik, keyfilik, ekonomik sıkıntılar ve liyakatsızlık gündem dışı kalıyor. Ayrıca küresel Arenanın yeni Dünya Düzeni arayışında, bize verilen figüranlık gönül alırken; bu vatana örülmek istene öldürücü kuşatma gözlerden uzaklaştırılmış oluyor.
Akıl, mantık, bilinç ve bilim yerine içgüdüsel duygusal inançların günlük ve yapay gündemine tutsak olmuş kişiler ve toplumlar geleceği sağlıklı yönetemez ve yönlendiremezler. Zira bilinç ve bilimle örülmüş vizyoner politikaların işlerlik ve süreklilik kazandığı ortamlarda geleceğin uygarlık çınarı kök salabilir.