Geçen hafta sonunda, ülkemiz ve insanımızı emperyalizmin boyunduruğundan kurtaran 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladık. Aslında bu Zafer, sadece bizim değil, tüm mazlum uluslar için kurtuluş ışığı yakan bir zaferdir. Bu zafer Mustafa Kemal’in, vizyoner ve Stratejik planlama dehasının eseridir. Zira 1990’lı yıllarda, statik planlama yerine devreye giren dinamik ve stratejik planlama anlayışını M. Kemal, bu tarihten 70 yıl önce Kurtuluş Savaşımızda uygulamıştı.
Dinamik Stratejik planlama olaylara bütüncül bakar. Ancak bu bütünün evrileceği bir gelecek vizyonu ve bu vizyonun taşıyacağı bir misyon gereklidir. M. Kemal için ilk adımda ana vizyon ülkenin kurtuluşudur. Bu kurtuluşun misyonu özgür bir halk ve ülke yaratmaktır. Kurtuluş için, ülkeyi emperyalizmin boyunduruğunda tutmak isteyen tüm güçlerin yenilgiye uğratılması ve ülkeden kovulması gereklidir. Yani Tam bağımsız bir ülke ve halk yaratmak hedeflendi. Tam bağımsızlığa giden sürecin ayrıntılı kurgulanması ve doğru olarak uygulamaya
aktarılması gerekliydi. Girişilen sürecin belirlenen vizyona evrilmesi için, süreçte güçlü yönlerin, zayıf yönlerin, fırsat ve tehditlerin her biri ayrı ayrı değerlendirilir. Ana vizyon ile bağlantıları süreç içinde sürekli olarak her adımda yenilenir ve değerlendirilir. Güçlü yönler, Zayıf yönler, fırsat ve tehditler dinamik sistemler olarak izlenir.
****
Kurtuluş sürecinin güçlü yönlerinin başında, M. Kemal gibi bir dâhinin yetenek ve liderliğine güvenen deneyimli vatansever kadronun onun etrafında kümelenmesi gelir. Ayrıca M. Kemal’in Kuvayı Milliye, Müdafa-i Hukuk; Erzurum ve Sivas Kongreleri gibi kurumsal yapıları, anayasal bir kurum olan TBMM ile tamamlayan süreçle halkın katılımını sağlaması, sürecin diğer güçlü yönüdür. Ayrıca Meclis Hükümeti ve düzenli ordunun kurulması da sürecin güçlü yönlerini tamamlar. Zayıf yönlerin başında ise, Padişah yönetiminin Milli kurtuluş hareketine karşı çıkması, ülkenin 10 yıldır savaş sürecindeki bıkkınlığı, ekonomik ve mali imkansızlıklar ile silah ve kaynak yetersizliğinden geliyordu. Süreçte yakalanan en büyük fırsat, Rusya’da Sovyet Sisteminin kurulması ile Lenin’in ulusalcı bir Türkiye’yi, güneyden ve Boğazlardan gelecek bir emperyalist saldırılara karşı bir kalkan olarak görmesinden kaynaklanıyordu. Ayrıca sürecin daha ileri aşamalarında İtalya ve Fransa’nın, İngiltere’nin tutumu nedeniyle Ankara ile temas içine girmesi yeni fırsatlar yarattı. Kurtuluş sürecine en büyük tehdit, düşman yanında çok sayıdaki iç isyanlardan kaynaklandı. Düzenli Ordu henüz kurulmadan, Saltanat yönetimi İngilizlerle iş birliği içinde çok sayıdaki iç isyanı bizzat kışkırttı. Bu nedenle M. Kemal, iç isyanların bastırılmasını, iç cephenin güçlendirilmesi olarak ele alır. Zira cephede asıl düşmanla savaşırken, iç cephe köstek değil, destek ve dayanak olmak zorundadır. M. Kemal tüm bu süreçleri, başarı ile yöneterek, Büyük Taarruza aşamasına gelindi.
****
Büyük Taarruzun hazırlanması ve uygulanışı da aynı mantık süreci içinde hazırlandı ve uygulandı. Gerek bizim, gerekse düşmanın güçlü ve zayıf yönleri, fırsat ve tehditleri birlikte ele alınarak, büyük taarruz gerçekleştirildi. İyi tahkim edilmiş düşman cephesi ve güçlü teknik donanımı karşısında, daha az sayıdaki asker ve donanımla başarılı sonuç almak için, düşmana beklemediği yerden ve beklemediği bir anda saldırmak gerekiyordu. Tüm bu hazırlığı M. Kemal, Kazım Karabekir ve İsmet Paşalar özene bezene akıl süzgecinden geçirerek birlikte hazırladılar. Hatta M. Kemal’in Harp Okulundan Strateji Hocası olan 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, hazırlığı aşırı riskli bularak şiddetle karşı çıktı. M. Kemal tüm sorumluluğun kendisinde olduğunu vurgulayıp sonuç almak zorunda olduklarını vurguladı. Hocası da kabullenmek zorunda kaldı. 26 Ağustos şafak vakti başlayan büyük taarruz ile düşman, beklemediği bir anda ve belemediği bir yönden, ani bir baskınla karşılaşıp, üç yönden kuşatıldı. 30 Ağustos günü düşman komutanı esir alınarak Büyük Zafer kazanıldı. Ordular bundan sonra İzmir’e kadar düşmanı kovalayıp denize döktü.
30 Ağustos Zafer Bayramı; akıl, bilim ve bilinçli titizlikle hazırlanan bütüncül, vizyoner ve dinamik stratejik planlama ile imkansız durumların, mümkün duruma dönüştüğünü kanıtlar. Atatürk’ün Kurtuluş sonrası gerçekleştirdiği tüm reformları da akıl, bilim ve teknoloji rotasında stratejik planlama anlayışına dayanır. Devrimcilik ilkesi, akıl, bilim ve teknoloji rotasındaki sürekli yenilenme anlayışıdır. Bizi kurtuluşa ve aydınlanmaya taşıyanlara sonsuz minnet ve şükranla. Işıklarda uyusunlar.