Günümüzde yaşanan bilim ve teknolojideki gelişmeleri medya evreninden hepimiz az çok izliyoruz. Bilgi çağını açan 0-1 temelli bilgisayar ve iletişim teknolojilerinden yapay zeka ile atom altı evrenin fotonlarının dinamik ve interaktif etkileşimine dayalı kuantum bilgisayarlara (qubitlere) kadar her şey, en azından şimdilik insan aklının ürünüdür. İnsanı insan yapan ve diğer varlıklara göre ayrıcalıklı kılan tek unsur, insan beyninin neokorteks dediğimiz bir üst beyne sahip olmasından kaynaklanıyor. İnsan beyninde ayrıca, her memeli hayvanda var olan limbik beyin ve her sürüngende var olan, vejetatif tepki veren beyin sapı; üstelik aynı işlevleri üstlenmiş alt beyin bölgeleri olarak, benzer işlevler için bulunmaktadır. Limbik beyin hem insanda hem de diğer memeli hayvanlarda dayanışma, birlikte yaşam ve işbirliği işlevini üstlenmiş durumdadır.

Beynin sinir hücreleri, uyarılara karşı çağrışımsal çalışır. Beyinde gerek doğuştan gelen genetik, gerekse sonradan öğrenilen ortak davranışlar beyinde “kalıp davranış” şeklinde depolu durumdadır. Benzer uyarılara, çağrışımsal olarak benzer kalıpsal tepki vermek üzere hazırda beklerler. Her ne kadar beyin sapı ve memeli beyinde dış tehdit ve tehlikelere karşı, varoluşun ürettiği, alt düzeyde bir temel içgüdüsel bilinç varsa da, gerçek ve üst düzey bilinçli tercih ve davranışlar sadece insan beyninin neokorteksinde üretilebilirler. Zira düşün işlevi ile aklı devreye alınarak plan ve program yapılması sadece neokortekste ön alın loplarının işlevi olarak devreye girer. İşte insanı, diğer varlıklardan ayıran temel özellik, insan beyninin, neokortekse sahip olması ve bunu düşün işlevi için kullanmasından kaynaklanır. Ne var ki, yeni nöro bilime göre çoğu insan, günlük ihtiyaçlarının çoğunu, hazırdaki kalıplarla çözümlerken, neokorteksi devreye alma işlevi devre dışı ve öğrenilmemiş olabilir. Düşünmeyi öğrenme, neokorteksin büyük patlama yaptığı dokuz yaşı öncesi başlar; nöron ağ oluşumunun büyük ölçüde şekillendiği 25 yaş dolayına kadar süren, amaçlı eğitim süreci ile kazanılır.

****

18. yüz yılın ve aydınlanmanın son dönen büyük filozofu E. Kant, akıl ve aklın kullanımına ilişkin çalışmalarında bu olayı, “insana, kendi aklını kullanmaya cesaret et, kendi aklını kullanmayan insan olamaz; başkasının mütemmim cüzü olur” şeklinde uyarır. İnsan, aklı sayesinde kendi davranış ilke ve kurallarını rasyonel olarak belirleyebilir. 20. Yüz yıl düşünürü Max Weber; geleneksel, karizmatik ve rasyonel otorite ayrımı yapar. Günümüz çağdaş toplumların aklın ve uzlaşmanın ürünü olan rasyonel hukuk devleti tezini geliştirir. Karl Popper ise “Açık Toplum ve Düşmanları” kitabında aklın kullanımı ve düşünme özgürlüğü için her türlü güç yoğunlaşmasını eleştirerek, toplumda özgür düşünmenin yasal güvenceye alınmasını savunur. Kendi özgürlüğünü sınırsız görenler, diğer insanların özgürlüğünü ortadan kaldırırlar. Bu nedenle güçlünün özgürlük sınırları yasalarla çizilmeli. Zira “özgürlük paradoksu” gereği, güçlünün sınırsız özgürlük isteği, diğer insanların özgürlüğünü ortadan kaldırır. Kısacası uygarlığın gelişim arayışı günümüze doğru uzanırken, insanların ve toplumların; aklın düşün ürünü olan ilke ve kurallarına uygun davranmasını savunurlar. Yine yukarda yeni nöro bilimin açıklamaları ile vurguladığım gibi, insanın akli düşün organı neokorteks olup; bunun dışında akıl ve çağ dışı geleneksel davranışlar toplumları otoriter çıkmaz sokaklara sürüklerler.

****

Varoluşçu Heidegger, “varoluş, kendin olmaktır” derken, insanın; kendini hangi düzeyde var edeceği sorunsalı ile yüz yüze bırakır. Bu güzel ülkenin gündeminde dönen günlük işleyiş ve insan davranışlarını gördükçe, zihnin gerçek insan olma arayışında büyük ölçüde sınıfta kaldığını göstermesi insanı kahrediyor. Hele aydın geçinirken düşünme yerine kalıplara tutsak olmak. Kendi olamayan fırsatçılar, başkasının belirlediği rol ve işlevlerle, akıl ve çağ dışı yöntemlerle toplumu adeta çıkmaz sokaklara sürüklüyor. Günlük fırsatçılık, ucuz ayak oyunları, gerçeğin inkarı, yalan söylemek, kaba kuvvet kullanmak, yine neokorteksin işlevi olan vicdan olgusunun devre dışı kalması, düşünen ve aklını kullanan insanlara büyük acılar veriyor. Hele de ucuz fırsatçılığın siyasetteki ayak oyunları olarak, milletvekili ve belediye başkanları transferlerini yaşamak, hak ve hukuk dağıtan yargıya siyaset elinin uzanması, toplumun adete akıl ve çağ dışı, ilkesiz ve kuralsız, bilinç dışı kendi keyfi ve geleneksel davranışlarına hapsolduğunu göstermiyor mu? Ey akıl, bilinç, ilke, kural ve vicdan nerelerdesin? Ey zihin, kendini geleneksel kalıplarının duvarları içine bu denli hapsetmek zorunda değilsin. Çözüm senin kendi içinde, senin bilinçli düşünen neokorteksinde uyuyor. Görevin onu uyandırmak olmalıdır.