Yıllardır bu toprakların tozunu yutmuş, stadyumların beton basamaklarında heyecanlanmış, salonda topun potaya çarpış sesini kulağıyla tartmış bir gazeteci olarak yazarım. Spor dediğimiz sadece 40 dakikalık bir basketbol maçı ya da 90 dakikalık bir yeşil saha mücadelesi değildir. Spor; bir kentin hafızası, sokağın neşesi, gençlerin geleceği, insanları aynı duygu etrafında birleştiren en kudretli çimentodur.
İzmir gibi köklü bir medeniyet beşiği, tarihi boyunca Türk sporuna damga vurmuş nice efsaneler üretmiştir. Göztepe’siyle, Altay’ıyla, Karşıyaka’sıyla, Altınordu’suyla bu şehir, futbolun da basketbolun da en güzel hikayelerine ev sahipliği yapmıştır.
Ancak lafı eğip bükmeden, gerçeğin gözünün içine baka baka konuşmamız lazım. İzmir’in ruhu büyük, markaları devasa, taraftarı muazzam... Fakat iş dönüp dolaşıp o fedakâr kasanın kapısına geldiğinde, maalesef ses hep aynı yalnız adamların omuzlarında yankılanıyor. İşte tam bu noktada, yıllardır "İzmir’den kazandığımızı İzmir’le paylaşıyoruz" düsturuyla hareket eden Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak’ın attığı adımı ve yaptığı o tarihi çağrıyı altını çize çize konuşmak zorundayız.
Sancak, İzmir sporuna geçmişte verdiği katkıların yanına, son olarak Karşıyaka Basketbol’a sağladığı 50 milyon liralık dev finansmanla bir kez daha kentin yardımına yetişti.
En karanlık kriz anında, tahta kapanırken ve takım antrenmana çıkacak güçten yoksunken hiç tereddüt etmeden sorumluluk aldı. Karşıyaka gibi dev bir çınarın parkede başının öne eğilmesine izin vermeyerek, kulübe hayati bir nefes oldu.
Fakat beni bir spor yazarı olarak en çok heyecanlandıran, o çek defterinin kalınlığından ziyade, Mesut Sancak’ın o imzanın altına koyduğu şu cümledeki vizyon ve vicdandır: “Karşıyaka büyük bir camia. İzmir’de güçlü bir iş dünyasına sahip. Karşıyaka basketbolunun geleceğinin tek bir şirketin ya da birkaç kişinin omuzlarında olmaması gerektiğine inanıyoruz. Başta Karşıyakalı iş insanları olmak üzere İzmir iş dünyasını kentin bu önemli değerine sürdürülebilir biçimde destek vermeye davet ediyoruz.” İşte asıl maden, asıl altın değerindeki cümle budur!
İzmir’in kulüpleri, bir ya da iki hayırsever iş insanının vicdanına, cebine terk edilemeyecek kadar büyük değerlerdir. Evet, Mesut Sancak gibi vizyoner isimler çıkar, el uzatır, omuz verir; kentin bayrağını yere düşürmez. Allah razı olsun, var olsunlar. Ama ya ertesi yıl? Ya o şirketlerin kriz dönemleri?
Bir kulübün geleceği, sürdürülebilir bir kurumsal yapıya ve o kentin tüm zenginlerinin ortak mesuliyetine dayanmak zorundadır. Karşıyaka gibi, Kaf Sin Kaf ruhuyla yanıp tutuşan, armasına aşık on binlerce insanı barındıran bir camianın; sadece "birkaç kişinin omuzlarında" ayakta kalmaya çalışması bu şehre de, o büyük tarihe de haksızlıktır.
İzmir’in iş dünyası; sanayicisi, tüccarı, holdingleri, zenginleri... Elinizi vicdanınıza koyun! Bu şehir size kazandırıyor, bu topraklar size imkân sunuyor. Sıra bu kentin çocuklarına, bu kentin salonlarına, bu kentin yeşil kırmızı, sarı kırmızı, siyah beyaz renklerine borç ödemeye geldi. Sadece maç günleri protokol tribününde boy göstermekle, galibiyette "Kaf Kaf" çekmekle bu iş yürümüyor.
Mesut Sancak’ın yaptığı bu uyarı, sadece Karşıyaka’ya değil, tüm İzmir iş dünyasına yazılmış tarihi bir manifestodur. Bir imdat çığlığı değil, bir akıl ve birlik çağrısıdır.
Eğer İzmir’i gerçekten seviyorsak, eğer bu kentin gençlerinin sokaklarda kaybolmasını değil parkelerde kahramanlaşmasını istiyorsak; eller cebe gidecek. Sürdürülebilir bir sistem kurulacak. Kulüpler bütçelerini günü kurtarmak için değil, geleceği inşa etmek için yönetecek.
Mesut Sancak görevini yaptı, yine üzerine düşen sorumluluğun fazlasını yerine getirdi. Şimdi söz sırası İzmir’in diğer güçlü ellerinde, koltuklarında oturan ama ellerini taşın altına sokmaktan imtina edenlerde.
Unutmayın; spor kulüpleri batarsa, kentin hafızası batar. O hafızayı diri tutanlara selam olsun!