Futbol, sadece sahada doksan dakika süren, skor tabelasına sıkışmış bir top oyunu değildir dostlar. Hele ki mevzubahis İzmir ise… Futbol, Kordon’un imbatıdır; Alsancak’ın samimiyeti, Karşıyaka’nın sevdası, Göztepe’nin tutkusu, Altay’ın asil tarihi, Altınordu’nun bu toprakların çocuklarına duyduğu o sarsılmaz inançtır. İzmir futbolu bir kültürdür, bir duruştur.
Lakin kabul edelim; uzun yıllardır bu güzel kentin spor altyapısı, merkezi hükümet ile yerel yönetim arasındaki siyasi görünmez duvarların, bitmek bilmeyen bürokratik kilitlenmelerin ve davaların gölgesinde kaldı. Statlar yarım kaldı, antrenman sahaları imar planlarına takıldı, tahsisler yılan hikayesine döndü. Karşıyaka yorulmuştu, Altay borçların yükü altında nefessizdi, Göztepe kendi çabasıyla direniyordu; amatör kulüpler ise adeta çile çekiyordu.
İşte tam bu noktada, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın AK Parti saflarına katılmasıyla kent siyasetinde yepyeni ve ezber bozan bir sayfa açıldı. Siyasi cepheleşmelerin, polemiklerin ve kırgınlıkların ötesine geçip tabloya sadece “İzmir ve İzmir sporu” penceresinden bakarsak; karşımızda tarihi bir “Büyük Uzlaşı” fırsatı duruyor.
Yıllardır süren Ankara-İzmir arasındaki yetki ve imar karmaşası, yerel ve genel iktidarın aynı çizgide buluşmasıyla ilk kez bu kadar somut bir çözüm zeminine ulaşıyor.
Şimdi sormak gerek: Bu yeni dönem İzmir futboluna ne getirebilir?
Birincisi; Karşıyaka’nın kanayan yarası Zübeyde Hanım Stadı… Cemil Başkan’ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminden beri çok iyi bildiği bu dosya, artık Ankara’nın tozlu raflarında veya meclis salonlarında engel görmemeli. Sayın Başkan’ın kucaklayıcı yaklaşımı ve merkezi yönetimin imkanlarıyla Karşıyaka hak ettiği mülkiyetine ve stadına kavuşmalıdır.
İkincisi; Alsancak Mustafa Denizli Stadı’nın çevresindeki ticari alan onayları, Göztepe ISONEM Park Gürsel Aksel Spor ve Sağlıklı Yaşam Merkezi, çatı yürüyüş parkuru, spor merkezi, yeme-içme ve sosyal alanlarıyla yaşayan bir stat konseptiyle tasarlanmış olsa da, tam anlamıyla 7/24 “yaşayan bir merkeze” dönüşmesinin önündeki engellerin kaldırılması. Altınordu’nun Torbalı’daki altyapı projeleri ve Bucaspor 1928’in tesisleşme hamleleri... Tüm bunlar için artık bürokratik mazeretler dönemi bitmiştir.
Üçüncüsü; İzmir sporu bir bütündür. Siyaset gelir geçer, partiler ve rozetler değişir; ama Karşıyaka’nın yeşil kırmızısı, Göztepe’nin sarı kırmızısı, Altay’ın siyah beyazı, Altınordu’nun kırmızı laciverti bakidir. Cemil Tugay’ın verdiği “Kimse üzerinde siyasi baskı olmayacak, kentin karakteristik özelliklerine saygı duyacağız. İzmir’e hizmet etmek üzere konuşmak değil, çalışmak zamanı” mesajı son derece kıymetlidir. İzmir’in spor kulüpleri de, onların bağrından çıkan ateşli taraftarlar da bu memleketin öz evladıdır.
Günün sonunda dileğimiz nettir. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cumhurbaşkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve İzmir’in asırlık kulüpleri el ele vermelidir. Ankara’nın bütçe gücü ile İzmir’in spor aklı birleştiğinde, sadece statlar yükselmez; o sahalardan Türkiye’yi gururlandıracak binlerce genç ay yıldızlı formaya koşar.
Şimdi kırgınlıkları, siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp İzmir futbolunu hak ettiği süper lig seviyesine, Avrupa gecelerine ve modern tesislere kavuşturma zamanıdır.
Yolunuz açık, uzlaşınız daim olsun…
Çünkü kazanan İzmir futbolu olursa, kazanan Türkiye olacaktır.