Toplumların tarihsel sürecinde kalemi, söylemi, eylemi ile kitlelere heyecan, coşku, cesaret aşılayan kimseler vardır. Onlardan biri de Tevfik Fikret’tir.
Dönemin sömürüye, baskıya karşı direnişin şairidir. Dinsel tutuculuğa karşı bilimin sesidir; saltanat düzenine karşı ulusun dilidir.
Bugün 19 Ağustos 2026.Tevfik Fikret’i yeniden anma, anlama günü.
19 Ağustos 1915’te 48 yaşında, çok genç yıllarında yaşamın sonsuzluğuna göç etti.
Siyasi gücün yönetim yetkisinin tek kişide olmasına; dini kurallara, inançlara, dinsel önderlere dayandırılmasına, belli sınıfların çıkarını koruyan sistemlere karşı çıktı.
İlericiydi, ülkesinin dünyada saygı görmesini istiyordu. İnsana büyük değer veriyordu.
***
Mustafa Kemal için de Fikret’in önemi, değeri yadsınamaz.
Gençlerle buluştuğu bir gün
“Gençler, sorarım size; bu ulusun, memleketin ünle, onurla uygar dünyada, uluslar arasında yaşayabilmesi için gereken her şeyi yazan, düşünen, yaşamını hiçe sayanları başında kim gelir?” diye sorar.
Yanıtlar kendisinin düşündüğü o adı veremeyince, kendisine özgü Rumeli ağzıyla yanıt verir:
– Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar.
– O, bizden çok ilerisini gören insandı. Ne yazık ki biz ona hâlâ yetişemedik.”
***
Tevfik Fikret’le ilgili ilk yazım Gaziantep’te SABAH Gazetesinde çıkmıştı. Yıl 1962 olmalı. Sorumlu Yönetmeni olduğum MELTEM Dergisi’nin Şubat 1968 tarihli sayısını Tevfik Fikret’e ayırmıştık.
İmzasız başyazıyı şair Sadık Deniz yazmıştı:” Bilime, genç kuşaklara, aydınlık günlere inancı tam ve evrenselliğe ulaşmış olan ozan Tevfik Fikret’in örneğin 2968 yılında yine onun bir doğum gününde okunacak yapıtlarından bir örnekle tazeleyelim saygımızı, sevgimizi, övüncümüzü:
İNANÇ TÜRKÜSÜ
Öyle bir güç var ki, arınık, yüce Kutsal ve yüksek doruklarda, ona vicdanla inandım.
Toprak vatanımdır, insan soyu miazzlletim.. İnsan İnsan olur ancak, bunu anlarsa inandım.
Şeytan da biziz, cin de. Ne şeytan, ne melek var; Dünya dönecek cennete insanla, inandım.
Yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak, Buna Tevrat’la, İncil’le, Kuran’la inandım.
İnsanoğulları birbirinin kardeşi… Bir düş! Olsun, ben o düşe de bin canla inandım.
Elbet şu karanlık yaşantıyı, bir ışıklı diriliş İzleyecektir, buna inançla inandım.
Aklın, o büyük sihirbazın hüneri önünde Yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım.
Karanlık sönecek, parlayacak pırıl pırıl aydınlık, Bir yanardağ ateşiyle birdenbire inandım.
Kollar ve boyunlar çözülüp bağlanacak hep. Yumruklar, o şıngırdayan zincirlerle inandı.
Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın, Her şey olacak bilim gücüyle. İnandım.
Halkın çoğu yoksulluk içindeyken, kimi seçkinlerin, siyasetçilerin şenlikle, eğlenceyle, toplumdan kopuk yaşamıyla olması; vurgun ve soygun düzeninin bütün çıplaklığı ile sürmesi üzerine Fikret, “Han-ı Yağma” (Yağma Sofrası) şiirini kaleme alır; üstelik bu şiiri zarflayarak Sadrazama, Adliye ve Bahriye nazırına, Şeyhülislama, devletin tüm önemli yöneticilerine yollar.
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak! Bugünki mideler kavi, bugünki çorbalar sıcak, Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak. Yiyin efendiler yiyin, haykıran sofra sizin, Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin.
1915’ten 2026’ya Tevfik Fikret’in ölümünün üzerinden 111 yıl geçmiş; bunca yıl geçmesine karşın söylemleri, savaşımları, geleceğe yönelik düşünceleri, soylu duruşu ile yıpranmayan, eskimeyen, tükenmeyen bir aydınlanmacı, yazın ve eylem insanı, ilerici.
Bir tek Türkçesiz şiirini yadırgarım! Osmanlı abecesine yaslanışı uzak gelir bana. Yine de yenilikçi, insan odaklı, baskıya, sömürüye karşı eylemi ile hâlâ belleğimizde iz bırakan bir değer.
Anısına saygıyla.