Banu Kalyoncu’nun kendi özel sitesinde benimle yaptığı söyleşiyi (15.05.2009) yeniden okurken, Lokman Kurucu’yla (14.02.2009) yaptığı söyleşiyi de yeni gördüm.

Yanıtları açık seçik, dobra. Bir soruya verdiği yanıt da tam Lokman’lık:
 “Rüzgârın rengi nedir, rüyanın tadı nedir?

Peki içtiğimiz su, kaç taşın üzerinden geçer ve kaç yaşındadır?
Bu sorularla aynı rahmin çocuğudur şiir nedir sorusu. Her dönem birkaç çerçeve yaratılmış şiire. Ama şiir her çerçeveyi, bazen çok zor da olsa, kırabilmiş her defasında.
Bir şairin böyle deli bir soruya vereceği en kolay yanıt; şiiridir: özüne git rüzgarın/git gör ne de heybetsizmiş/saçlarını dağıtan karmaşa”
Yine Nezihe Altuğ’un kültür odaklı Oggito.com sitesinde yazdıklarını da okudum. “Şiirlerini, kısa, kesik ve etkili bir dil ile bilinçdışına telkin kalıpları gibi işler. Sorunsalı sorun kılan, sorunu sorunsallaştıran dizelerinin akışıyla okura dil ve algı düzeyinde istediği yöne götürebilir. Bu açıdan bakıldığında, dönemin ya da kuşağının dışına çıkar.”

***

Lokman Kurucu 2013’te Kaos Çocuk Parkı Yayınları’nı kurdu. Meğer İzmir’de temelini atmış.Cihan Demirci “edebiyathaber.net”de (21 Mayıs 2020) şunları yazmış: “Yıl 2013. Lokman Kurucu aradı, senin bir kitabını fanzin basmak istiyoruz. Türkiye’nin dört bir yanındaki kitapçılara ulaşacak. Yeni bir şiir okuru yaratmak istiyoruz.”
Yetmemiş,“ah evet deliyim/ah evet zır şiir/ama geçmiyor ki hayat/hep böyle şiirle” diyen“bir deli adam(!)” Lokman Kurucu bu kez Klaros Yayınları’yla yayıncılık rüzgârına kaptırmış kendisini!

Ben de Lokman’a uydum, rüzgâra takıldım, “Bir Rüzgârın Peşinden” gittim. (*)
Lokman Kurucu “Abi ölmeden(!) neyin varsa topla gel, kitaba yükle, geleceğe bir Oğuz Tümbaş belgesi kalsın” deyince, beni tetikledi! Kısa sürede ne yapabildimse, ne toparlayabildimse yetiştirmeye çalıştım. Şair dostum Atila Erde “Abi hadi, yine birlikte aynı yayınevinden böyle kalıcı bir yapıt oluşturalım” diye kışkırtınca, rüzgar atına binip uçtum!

***

Yıllardır düşünüyordum şiirlerimin toplu basımını. 1965’ten 20213’e dek 58 yıldır şiire, yazıya çalışıyorum,  emek veriyorum. 
Denedikçe, olgunlaştıkça, şiirin ayrımına vardıkça, şiire değgin düşüncelerim geliştikçe, kendime özgü bir sesin peşine düştüm. Anısı güzel insan şair Sina Akyol’un bir yazısında dediği gibi “Oğuz Tümbaş’ın şiir Sözlükçesi”ne de katkım oldu sanırım. Bunu başarabildim mi? İnanın tam bilmiyorum. Elbette okurdur en iyi yargıç. 
Şiir gerçekten emek, sevgi, tutku, aşk isteyen bir uğraş. Kolay gibi gelse de usla, duyguyla, düşünle, bilgiyle, birikimle bir uzun yolculuk…
Ben yazdım oldu, diyerek çok şiir yazarsınız, çok kitap yayımlarsınız; ama bunun hepsi iyi şiir midir, gerçek şiir midir, toplumsal duyarlıklı mıdır diye özeleştiri yapmanın ne denli önemli, değerli olduğunu da unutmamak gerekir. 

Bu toplu şiirler buluşmasının gerekçesine gençlikten, acemilikten, yetişkinlikten olgunluğa evrilerek oluşan şiirler buluşması, kucaklaşması… desem?
Toplu şiirlerden sonra yeni şiirler, yeni kitaplar olmayacak mı? Ömrüm sürdükçe, kalemimi tutabildikçe, tuşlara basabildikçe şiirler, yazılar elbette sürecek, yeni kitaplar da çıkacak.

***

Sevgili dostum, hemşerim Ramazan Teknikel’in Sarmal Çevrim Dergisindeki (Temmuz- Ağustos 2023) “Ah Şu Toplu Şiirler” yazısı, benim düşündüklerimin tam karşısında. Olabilir. Saygı duyarım. 

“Gerçi şairlerin şiirlerini toplu şiirler adı altında toplamasının okur için artıları da olabilir, sözgelimi şairin şiirlerindeki gelişim-değişim çizgisi izlenmiş, ayrıca kitap dağınıklığı da ortadan kalkmış olur. Ne var ki şiir kitabı denince bana ince kitaplar daha bir sevimli gelir hep.”
Ben de 77 yaşında ünlü olabilir miyim(!) diye uçarılık yapıp bir rüzgârın peşine takıldım işte!