Mustafa Kemal, 18 Ocak 1923’te İzmit’te Halk Partisinin fikri temellerini atıyor

İngiliz Yüksek Komiseri Nevile Henderson, Curzon’a gönderdiği 20 Ocak 1923 tarihli bir yazıda (FO, 424, 256, s.256. Belge: 144) Lozan Konferansının devam ettiği bir dönemde Mustafa Kemal’in aniden İzmit’e gelişinin nedeni bilmediğini ifade etmektedir.

Yazısında: ‘Mustafa Kemal Paşa 18'inde (Ocak) İzmit'e geldi. Lozan Konferansı'nın bu kritik aşamasında, alınması gereken kararların önemi göz önüne alındığında, Büyük Millet Meclisi'ndeki varlığının neredeyse vazgeçilmez olduğu bir dönemde, Ankara'dan ayrılmasının ardındaki nedenin ne olduğu açık değildir’ demektedir. Bununla beraber, Henderson, basına yansıyan yazılardan ve Mustafa Kemal’in demecinden, bu ziyareti, Halk Partisinin (Fırka) fikri temellerinin atıldığı olay olarak yorumlamıştır. Yazısının devamında:

‘Şu anda var olan tek etkili seçim örgütü, Mustafa Kemal'in kişisel düşmanlarının büyük çoğunluğunun mensup olduğu ve Ankara'daki liderinin Sivas Milletvekili Kara Vasıf Bey olduğuna inandığım eski İttihat ve Terakki Partisi Komitesi'dir. Kemal'in kendi örgütü, bugüne kadar Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti adıyla biliniyordu. Ayrıca bir Milli Müdafaa Cemiyeti ve İstanbul'da da eski Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın (Entente libérale) kalıntıları bulunmaktadır. Birkaç hafta önce Mustafa Kemal, siyasi programı milletin birliği olan bir Halk Partisi kurma niyetini açıkladı. Mustafa Kemal'in, diğer gruplardaki tüm taraftarlarını bu yeni partinin bayrağı altında birleştirmeye çalışması muhtemeldir. Mustafa Kemal'in eski İttihat ve Terakki Komitesi saflarındaki düşmanlarının yanı sıra, bu partinin dışında da, kıskançlık ve kişisel husumet gibi sebeplerden veya monarşik ya da dini gerekçelerle ona düşman olan başkaları da vardır. Bu unsurlardan güçlü bir muhalefet oluşması muhtemeldir. Şimdiye kadar ortak bir dış tehlike bunu dizginlemeye yardımcı olmuştur, ancak Mustafa Kemal, dış baskı ortadan kalktıktan sonra bu muhalefetle başarılı bir şekilde başa çıkmak için partilerin yeniden bir araya gelmesini gerekli görebilir.

Mustafa Kemal'in 18'inde İzmit'te İstanbul basın temsilcilerine yaptığı açıklamalar, ziyaretinin çifte amacını doğrulamaktadır. İstanbul'un çektiği acılara ve vatanseverliğine yönelik sempati dolu göndermelerden sonra ki, şüphesiz ki halkın oylarını çekmeyi arzuluyor, gelecekteki siyasi partisine şu şekilde değinmiştir: “Halkımızın ihtiyaçlarını karşılayacak ve çektiği acıları telafi edecek bir program benimsemek zorundayız. Bu program tüm halk tarafından uygulanmalı, dolayısıyla bir siyasi organizmanın kurulmasını gerektirmektedir. Bu amaçla ve halkımızın mutluluğunu sağlamak için bir Halk Partisi kurmayı düşünüyoruz. Amacımız bir sınıfa diğerlerinin zararına avantaj sağlamak değildir. Etkin bir işbirliği yoluyla tüm milletin refaha kavuşmasını istiyoruz’. Seçim programını bu şekilde oldukça belirsiz ifadelerle açıkladıktan ve yeni Türkiye'nin bir fetih hükümeti değil, ekonomik olarak müreffeh bir ülke olacağını, "bu konuda Japonlardan daha geride kalmayacağını" belirttikten sonra, neredeyse aynı derecede belirsiz ifadelerle olası bir savaşa değiniyor: "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin muzaffer ordusu, yeni zaferlere hazır bir şekilde coşkusunu koruyor... Amacımıza ulaşmak için son üç yılda olduğundan daha büyük fedakârlıklar yapmaya hazırız’’. Ancak şunu da ekliyor: "Büyük Millet Meclisi Hükümeti, hayali fikirler uğruna suç teşkil eden maceralardan (çevirenin notu: Enver Paşa’yı kastediyor) kaçınan rasyonel bir hükümettir’’.

Mustafa Kemal, hükümetin temel ilkelerini, birincisi mutlak bağımsızlık, ikincisi ise koşulsuz ulusal egemenlik olarak tanımlamıştır. Ona göre mutlak bağımsızlık, fiilen silah zoruyla hayata geçirilmiş ve Birleşmiş Milletler’de ifadesini bulmuştur; koşulsuz ulusal egemenlik ise Türkiye'nin yeni anayasasında ifadesini bulmaktadır. İngiliz Yüksek Komiseri Nevile Henderson’’.