İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Nevile Henderson’un İstanbul’dan Curzon’a gönderdiği 13 Temmuz 1923 tarihli gizli yazısı, Ankara’ya yeni atanan Sovyet büyükelçisi Souritz (Yakov Zaharoviç Suriç) ile Türk-Sovyet ilişkileri hakkındadır (FO 424, 257, s. 328-329, Belge: 507). Sovyet elçisi Aralof’un geri çağrılmasından sonra Ankara’ya atanan Souritz, 1934 yılına kadar, kesintisiz 11 yıl Sovyet Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. O, Mustafa Kemal ve diğer Türk devlet adamları ile arasını gayet iyi tutmuştur. Henderson, başlangıçta özetle şunları yazar: ‘Yaklaşık iki aydır Aralof’tan boşalan büyükelçilik görevine Souritz atanmıştır. İstanbul’a gelen Sovyet elçisi, 10 Temmuz 1923’te İstanbul’dan Ankara’ya hareket etmiştir’. Onun hakkında fazla bilgisi olmadığını, onun Sovyet Dışişlerinde bazı önemli makamlarda bulunduğunu, en son görevinin Christiana’da ticari temsilci olduğunu ve aslında Çin’e tayin edildiğini, ancak Ankara Büyükelçiliği önerilince bu görevi kabul ettiğini’ yazar. İstanbul’da bir seri mülakat vermis, Türk ve Rusların büyük acılar çektiğini belirtmiştir. İstanbul’daki Rus sürgünleri hakkında da Sovyet Hükümetinin genel bir af çıkaracağını, belli bir süre içinde ülkelerine dönebileceklerini belirtmiştir. İngiliz-Rus ilişkileri hakkında ise son derecede ketum davranmıştır. Israra rağmen bu konuda kendisinin ağzından bilgi alınamamış, Sovyet Dışişlerinin bu konuda yaptığı açıklamaya bakılmasını söylemiştir. Lozan’da Türk delegasyonunun Boğazlar meselesiyle ilgili olarak Rus planının reddetmesi iki ülke arasında bir gerginliğe sebep olmuştur. Buna ek olarak, Türk hükümeti Rus gemilerinin Türk limanlarını ziyaret etmesine de yasak getirmiştir. Büyükelçinin çözmesi gereken ilk sorun budur’.

Henderson, raporuna şöyle devam etmektedir: ‘Ancak durumun en zorlaştığı alan propaganda alanıdır. Ulusalcı Hükümet varlık mücadelesi verirken ve hatta "bir yılan gibi" davranırken, Ankara, Sovyet fikirlerinin en azından bazılarını kabul etmek veya kabul ediyormuş gibi yapmak zorunda kaldı. İzmir'in yeniden ele geçirilmesi, İstanbul Hükümeti'nin görevden alınması ve Ankara Hükümeti delegelerinin Lozan'da Müttefiklerle görüşmek üzere çağrılmasının ardından, Moskova'ya olan boyun eğme tutumu yerini daha büyük bir bağımsızlığa bıraktı. Anadolu'ya giren Sovyet Cumhuriyeti vatandaşları diğer yabancılarla aynı düzenlemelere tabi tutuldu ve Kafkasya'da kapsamlı bir Türk propaganda kampanyası başlatıldı; buna karşılık, Rus askeri birlikleri bölgede önemli ölçüde konuşlandırıldı. Bunları da Anadolu'da geniş çaplı Komünist faaliyetler izledi; bu durum elverişli olmasa da, Türk Hükümeti'nde bir miktar huzursuzluğa neden oldu. Baskıcı önlemler başlatıldı ve son iki ay içinde çok sayıda Komünist ajanın tutuklandığı ve yargılandığı bildirildi. Bu önlemlerin, Sovyetler Birliği'nce Ankara Hükümeti'ne defalarca protesto ettiği belirtiliyor. Ancak Komünist propaganda devam ediyor ve Türk basını yakın zamanda, Sovyet Hükümeti'nin bu bağlamda Anadolu'da 100.000 ruble daha harcama kararı aldığına dair bilgilerin Ankara Hükümeti'ne ulaştığına dair bir haber yayınladı. Bu Komünist faaliyetler Anadolu ile sınırlı kalmamıştır. Lordunuzun da bildiği gibi, Rusya bir süredir İstanbul'da bir ticaret heyetine ve Ankara'da Rus diplomatik misyonunun bir şubesine sahiptir ve her ikisi için de tam bir tanınma elde edememiştir. Her iki kuruluş da elbette Bolşevik entrikalarının merkezidir ve bu entrikalar o kadar ileri gitmiştir ki, yaklaşık bir ay önce Türk polisi İstanbul'da çoğunluğu Türk olan yirmi kadar Komünisti tutuklamıştır. Bunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yakın zamanda çıkarılan vatana ihanet yasası uyarınca yargılanmış, ancak yasanın gerekli kamuoyuna duyurulmaması nedeniyle İstanbul'da geçerli olmadığı tespit edilince serbest bırakılmışlardır. Bu eksikliği gidermek için adımlar atılmıştır, ancak yasal anlaşmazlığın Ankara'daki güçlü Rus baskısının sonucu olup olmadığını henüz tespit edemedim.

Bu nedenle, Souritz'in Ankara yetkililerini yatıştırma ve Rus-Türk ilişkilerini karşılıklı dostluk düzeyine geri getirme görevinin kolay olmayacağı anlaşılıyor. Savaş sırasında bir piyade tugayına komuta etmiş eski bir Rus ordu generali olan Troitsky, askeri ataşe olarak kendisine yardımcı olacaktır. Böylesine yüksek rütbeli bir subayın, ancak daha düşük bir görev olabilecek bir yere atanması, şüphesiz ki "Türk hassasiyetlerini yatıştırmak" ve Sovyet temsilcisinin Ankara'daki konumunu güçlendirmek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca, Sovyet Rusya'nın Türkiye ile ilişkilerine halâ büyük önem verdiğini gösteriyor gibi görünüyor, ancak politikasının barışçıl nüfuz mu yoksa askeri irtibatlarla desteklenen tehditler mi olacağı henüz belli değildir. Lozan Konferansı'nın ve hemen ardından gelen olayların sonucuna çok şey bağlı olacaktır. Kemalist Türkiye, son üç yılda Rusya'nın desteğinden çok az kayıpla büyük ölçüde faydalanabildi. Şu an için, iki hükümet arasındaki ilişkiler eski samimiyetinin büyük bir kısmını kaybetmiş olsa da, Türkiye hâlâ Rusya'nın kucağına yeniden girebilir ve barışın sağlanmasının ardından hükümeti kendi konumundan veya Batı ülkelerinin desteğinden yeterince emin olmadığı sürece şüphesiz ki bunu yapacaktır’. Görülüyor ki, İngilizler, Türk-Sovyet ilişkilerinde ciddi sorunlar mevcut olmasına rağmen, Türkiye’nin Sovyetlerin kucağına düşmesinden endişelenmektedirler.