Sör H. Rumbold'dan Kedleston Markizi Curzon'a, İstanbul, 5 Ekim 1922
Majestelerinin İstanbul'daki temsilcisi, İngiltere’nin Dışişleri Bakanına en içten saygılarını sunar ve İzmir'deki durumla ilgili olarak İngiltere’nin İzmir'deki geçici konsolos yardımcısı R.W.Urquhart’dan gelen 29 Eylül tarihli bir raporun kopyasını ekte iletmekten onur duyar.
İzmir’de İngiliz Geçici Konsolos Yardımcısı R.W.Urquhart’dan Sör H. Rumbold’a,
İzmir, 29 Eylül 1922
Efendim, İzmir'den tahliye edilmeyi talep eden son İngiliz ailesinin bugün bir İngiliz mülteci gemisine yerleştirildiğini bildirmekten onur duyuyorum. Yunan mültecilerinin tahliyesi, bu limandaki İngiliz ve Amerikan savaş gemilerinin gözetimi altında hızla ilerliyor, ancak Türk makamlarının mültecilerin ayrılması için izin verdiği süre içinde tamamlanamıyor. Bu nedenle, 26 Eylül'de Müttefik ve Amerikan deniz ve konsolosluk temsilcilerinin yaptığı bir toplantıda, Türk makamlarından sürenin 15 Ekim'e kadar uzatılması talep edilmesine karar verildi ve Nureddin Paşa, gerekli görülebilecek uzatmayı vermeyi kabul etti. Bugüne kadar HMS "Cardiff" ve HMS "Curacoa" gemilerinin ve Amerikan muhriplerinin gözetimi altında 180.000'den fazla kişinin tahliye edildiği tahmin ediliyor ve bu toplam, günde ortalama 30.000 kişiyle artıyor. Kıyıda kalanların sayısına ilişkin tahminler farklılık göstermektedir ve kesin rakamları yaklaşık olarak bile vermek imkânsızdır. İskele girişine ulaşmak için can atanların sayısında belirgin bir azalma görülmemektedir. Ermenilerin ortadan kaybolmasına ve Rumların ayrılmasına açıkça sevinirken, bazı Türk yetkililer, İngilizlerin ve mallarının yokluğunu üzüntüyle karşılıyorlar. İngiliz ailelerinin can ve mal güvenliği güvence altına alınır alınmaz geri döneceklerini sürekli olarak teşvik ettim; böylece yakılmamış ve yağmalanmamış İngiliz mülklerinin güvenliği için bir garanti elde etmeyi umuyordum. Vali, 25 Eylül'de bana bu mülklerin sahipleri dönene kadar korunacağına dair güvence verdi, ancak 26 Eylül tarihli telgrafımda belirttiğim gibi, samimiyetine rağmen, 24 Eylül tarihli bildirilerinin şartlarına uygun olarak ordunun tüm terk edilmiş mülklere el koymasını engelleyebileceğine dair çok az güvenim vardır. Telgrafımda bahsettiğim depoların tahliyesi emrini iptal etmeleri ancak büyük zorlukla mümkün oldu ve bunu da ancak sahiplerinin en kısa sürede geri dönmesi şartıyla yaptılar. Durumun zorluklarını artırmak için, sorumlu olan subaylar korkudan veya maaş yetersizliğinden dolayı her taraftan kaçıyor ve çok sayıda İngiliz deposu tamamen terk edilmiş durumdadır ve bu nedenle el konulmaya hazırdır. Mülklerin el konulmasından kurtarılması için gerçek sahiplerin varlığı gerekli olduğundan, Mustafa Kemal ile yapılan görüşmelerin kesin bir çözüm olasılığıyla sonuçlanması durumunda, İstanbul, Atina ve Midilli’de toplanan İngiliz mülteci tebaasının derhal İzmir'e dönmeleri için adımlar atılmasını öneriyorum. Ancak mevcut belirsizlik devam ettiği sürece, burada bulunmaları, düşmanlıkların kaçınılmaz olması durumunda tahliyelerinden sorumlu hisseden kıdemli deniz subayını zor durumda bırakacaktır. Şunu da eklemek isterim ki, temas kurduğum tüm Türk yetkililer, güçlü Türk özgüven politikasının kendilerine izin verdiği ölçüde, şimdiye kadar kibar ve yardımsever olma konusunda her türlü isteği göstermişlerdir (FO 424, 255, s. 114-115, Belge: 155).
Bu rapora göre Türk Ordusunu İzmir’e girdikten 20 gün sonra İzmir’de İngiliz tebaasından kimse kalmamıştır. Hepsi İzmir’den ayrılmıştır. İngiliz konsolos yardımcısı İzmir’de İngilizlere ait depolar ile geride bıraktıkları gayrimenkullere el konulmaması için çaba göstermektedir. Çoğu İngiliz aileye geri dönmeleri tavsiyesinde bulunmuştur. Ne kadar İngiliz aile İzmir’e geri döndü bu ayrı bir araştırmanın konusudur.