90'lı yıllardı. Tarkan, Alsancak Stadı'nda konser verecek. O zaman internet falan yok, biletler stat gişesinden satılacak. Tesis müdürü İsmail abiyi aradım, biletler ne zaman satılacak diye..
Cevabına mutlaka şaşıracaksınız!
"İnsan evine biletle mi girermiş. Bu stadın bir sahibi de spor  gazetecileridir. İstediğin saatte aileni alıp gel, istediğin yerden konseri izle.."
Star'da çalışırken bir gün hep beraber kovulduk. 
Daha 1 gün olmuştu. Henüz meslek örgütlerinin birinden bile kimse aramamıştı. (Genelde de pek aramazlar zaten) 
Telefon çaldı, açtım. Arayan Altay Başkanı Nafiz Zorlu: "Erkut hiç kafana takma, şu an yurt dışındayım. Gelince görüşeceğiz ve unutma yanındayız.."
Evlendim evimize ilk gelen konuk, Bucaspor Başkanı Yusuf Muhafız'dı..
Kızım dünyaya geldi, tebrik için ilk arayan Altay Başkanı Ahmet Taşpınar'dı..
İzmir Gücü Spor Vakfı kurulurken Göztepe'nin de başkanı olan Levent Ürkmez "vakfın kurucu üyeleri arasında İzmirli spor yazarları da olamalı" dedi..
Mesela Alsancak'ta maç çekiyoruz. Birçok defa devre arası teknik adamlarla çay içmişliğimiz vardır.
2000'lerin başı Sivas'a maça gittik, İzmir'de geldiğimizi öğrenen polisler, kumanyalarını bölüşmek istemişlerdi..
Bunun gibi sayısız örnekten sonra gelelim bugüne.
Geçen hafta Bandırma 17 Eylül Stadı'nda maça gittim.
Tahminen ülkenin en geri kalmış stadı. 
Yangın merdiveniyle çıkılan basın tribününe geçmeden konuk takım hocası Sait Karafırtınalarla iki satır konuşmak istedim. 
Muhtemelen rütbeli polisti, İzmir'den geldiğimi söylememe rağmen bırakın bir "hoşgeldin"i bildiğiniz şüpheli muamelesi gördük..
İzmir'den örnek vereyim; kaç yıllık gazeteci olursan ol, maça akredite de olsan aracınla Göztepe ya da Alsancak Stadı'na almazlar. 
Ancak birileri tribünün kapısına kadar arabayla girer, gazeteci giremez..
Göztepe Stadı için demiyorum ama diğer statlarda basına ait tribün yalnız basın tribünü değildir!
Hatta Atatürk Stadı'nda bu sezon oynanan bir Altay maçında stat görevlileri basın tribününün kapısını açma zahmetine bile girmemişti. 
...Ve son örnek; Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, AZ maçı sonrasi basın toplantısına başlarken soruyor "Herkes akredite mi?" 
Ancak kimse ona diyemiyor, "Sen işine bak hoca" diye..
Öyleyse ben sorayım, isterse "Basın Şeref Kartı"n olsun, statlarda Okan Buruk'un 16 yaşındaki oğlunun dolaştığı yerlere girebilir misiniz?
Ben Bandırna stadında bu sorunun yanıtını aldım..
Yanlış anlaşılmasın bu durumdan kimseyi de sorumlu tutmuyorum. 
Bunun tek suçlusu yine de biziz, çünkü bu mesleği biz bu hale getirdik..
Kendi düşen ağlamaz..