Bizim kuşak Türkiye koşullarında sayısız bunalım dönemleri yaşadı. Ben ilk okulda iken, yaşanan “Vatan Cephesi “tartışmaları sonrasında 1960 darbesi yaşandı. Bereket Kurucu Meclis, Batı’da en son hazırlanan Batı Alman anayasasından etkilenerek, daha özgür ve kurumlar açısından ilerici olan 1962 anayasasını hazırladı. Parlamenter sistem iki meclisli oldu. DPT, TÜBİTAK ve MPM ekonomik kalkınma ve sanayileşme için kuruldu. Bu kurumlar başarılı sonuçlar verdi ve Türkiye 1970’lere kadar temel sanayilerini kurdu. Bu dönem, Atatürk döneminden sonra, en yüksek sanayileşme ve ekonomik kalkınma hızları yakaladı ve tüketim malları ötesinde yatırım malları sanayilerini kurmaya yöneldi. Ne var ki 1971 darbe ve bunalımı Anayasadaki özgürlükleri fazla bularak budadı. Ülke,70’li yıllarda sanayileşmenin tetiklediği kontrolsüz gecekondulaşma ve çarpık kentleşme yanında ekonomik ve siyasi yönetimin etkinsizliği nedeniyle 1980 İhtilal ve bunalımını yaşadı.
***
1980 yılı başında Milliyet Karacan Yazı Yarışması konusunu “Türkiye Bunalımını Nasıl Atlatabilir” şeklinde belirlemişti. Bunalımın, yarı sanayileşmiş bir ülkenin geçiş dönemi hastalığı olarak, kurumsal ve sistemsel altyapı eksiklikleri ile nitelikli ve bilimsel insan gücü yetersizliği yüzünden yapısal olduğunu vurgulayan çalışmam bu yarışmada ödül aldı. Ne var ki, ekonominin başına gelen Sn. Özal “sorunu yapısal görenler komünistlerdir” şeklinde bir açıklama yaptı. Ancak bilgi teknolojilerinin hızla yükselişi ve Doğu Blokunda başlayan dönüşüm, Özal dahil, herkesi yapısalcı yaptı. Merkezi yönetimli sistemler piyasa ekonomisine dönüştü. Ancak Özal, A. Smith’in ilkel liberalizmini savundu. Ben çağdaş olan, sosyal boyutlu ve yenilikçi rekabete dayalı “Sosyal Piyasa Ekonomisi” kitabımı yazdım. Sanayileşmeyi göz ardı ederek getirilen ihracat stratejisi, 1980’li yıllarda yüksek enflasyonu önleyemedi. Çoğu sanayi işletmesi özelleşti ve satıldı. Dönemin sonunda yaşanan kriz, çoğu küçük işletmenin kapanmasına veya yurt dışı ve taşınmasına yol açtı. 1990’lı yıllar bir yandan araka arkaya gelen 4 ekonomik kriz ve koalisyon tartışmaları ile kaybedildi. Bilgi teknolojileri ve internet sisteminin yaratığı yeni ekonomik dönüşüm ve yeni küreselleşmeye ayak uydurulamadı. Oysa bu yeni olgu için “Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme” kitabımla bu gelişmelere ışık tutmaya çalışmıştım.
***
2001 Ekonomik Krizi IMF destekli bir programla Sn. Derviş tarafından yönetildi. Derviş döneminde, siyasetten arınmış uzman kurumlar olan, “Bağımsız Denetlene Kurumları” oluşturuldu ise de bunların çoğu zamanla kapatıldı. Ayrıca koalisyon tartışmalarından bıkan toplum, 2002 de AKP’yi tek başına iktidar yaparken, önemli destek, büyük şehirlerin kent varoşlarında, kent kültürüne tepkili muhafazakar kesimler ile tarikatlardan geldi. Başlangıçta IMF programına uyulması ve AB’ne üyelik umudu toplum ve ekonomide bazı olumlu düzenlemeleri beraberinde getirdi. Bu sayede 2008 krizi kısmi hasarla atlatıldı. Ancak, AKP döneminde sanayi kuruluşları hızla özelleşti, satıldı ve çoğu da sonradan kapandı. Özal döneminde başlayan ticaret stratejisi, inşaat sektörü ile birlikte ekonominin ana stratejisine indirgendi.
İlerleyen yıllarda zayıflayan tasarruf ve yatırım eğilimi ve sanayide zayıflama, katma değeri düşük, ancak geri dönüşü hızlı ve kısa dönemli rant fırsatı yüksek olan ticaret ve inşaat stratejisi içinde ekonomi, dış açık ve sıcak para sorunu yaşadı. Reel ekonomi yerine parasal ekonomiyi öne çıkarıldı. Bu durum toplumda kısa yoldan, iktidara yandaş yeni bir zengin kesimin doğmasına fırsat yarattı. Bu süreç bilişim teknolojilerinin getirdiği yeni küresel yapılanma ile hızlandı. Ülke içinde üretmek yerine, dış dünyadan ithal etmek daha kolay ve daha çok rant fırsatları yarattı. Ancak sanayi ve tarım sektörü zayıfladı. Petrol fiyatlarındaki artışlar tarımsal üretim girdilerinin maliyetlerini aşırı arttırdı. Tarımsal üretim karlı olmaktan çıktı. Üretici yoksullaştı. Bilişim teknolojileri eski meslekleri önemsizleştirdi ve sabit gelirliler yoksullaştı. Ancak enflasyon daha da hızlandı. Bu çok yönlü gelişme içinde orta tabaka eridi. Orta tabakada erime toplumsal dinamizmi sarstı. Kronikleşen enflasyonla birlikte toplumda gelir dağılımı aşırı ölçüde bozuldu. Toplumun bir kesimi daha çok rant geliri elde ederken diğer kesimi daha çok yoksullaştı. 2017 sonrasında parlamenter sistem yerine, tek adam yönetimine geçiş, başta parlamento ve bakanlıkların karar birimi olma durumu ortadan kaldırdı. Sistem ve kurumlar yerine tek merkez ve kişiye bağlı merkezden yönetimli bir sisteme dönüştü. Ekonomik, teknolojik ve küresel ilişkilerin bu denli dinamik ve karmaşıklaştığı bu çağda, yeni yapısal dönüşüm, kurumlaşma, kurallaşma, uzmanlaşma ve sistemleşme gerekirken, tam ters yönde merkezileşme ve yandaşlık yaratıldı. Bir yanda kronik enflasyon ve toplumsal yoksulluk; diğer yandan yeni rantiye sınıfının başı boş dolu dizgin yükselişi, ahlak ve etik değerleri eriterek sosyal çürüme yaratı. Son örnek fon krizi. Ülkemiz ancak; kural, ilke, etik, ahlak, kurum ve sistemlerin etkin olduğu yeni bir zihniyet yapısı ve yapısal dönüşümle ile yaşadığı bunalımı atlatabilir.