Ülkemiz gündemi her zaman aşırı değişkenlik gösterir. Zira temel stratejilere bağlanmış ana gündemler yerine, beklenmedik günlük gelişmeler ülkenin gündemi olmaya hemen hak kazanır. Bu sıralarda da durum farklı değil. Günlük gündem belirleme sürecinde öncelik siyasi işleyiştedir. Doğal olarak siyasi gündemden en çok etkilenen ekonomik sorunlar ikinci sırada yer alıyor.
Dünyanın gündemi bu ara İran ile ABD-İsrail arasındaki siyasi ilişkiler ile bunların tetiklediği petrol fiyatları ve piyasa dalgalanmalarına odaklı. Ancak Avrupa Z kuşağının isyanı, bugünlerde hızlı bir yayılım gösterdi. Bilgi Toplumu ve yapay zeka çağında, bilgi ve teknolojiyi kontrol eden sınırlı kesim ve kişiler ultra zenginleşirken, kitlelerin yaşadığı iş kaybı ve yoksulluk ile gelecek beklentileri giderek zayıflayan Z kuşağının tepkileri tüm Avrupa’ya yayılan bir isyana dönüştü. Bu sürecin oluşumunda bozulan Avrupa-Rusya ilişkilerinin yaratığı çok yönlü etkiler de göz ardı edilemez. Bu kısa açıklamadan sonra kendimize dönebiliriz.
Türkiye’de gündemin, günlük gelişmeler üzerinden belirlenme süreci, parlamenter sistemden tek adam yönetimine geçişin getirdiği uygulamalarla kaçınılmaz olarak hızlandı. Üstelik Cumhurbaşkanının, aynı zamanda iktidar partisinin başkanı olması, ister istemez devlet politikaları ile siyasi parti çıkar ve tercihlerinin birbirine karışmasına yol açtı. Devlet politikalarının ilkesel, stratejik, hukuksal ve adalet ilkelerine uygun olması zorunluluğu, siyasi partinin toplumdaki belli bir sosyal grubun çıkarlarını savunma ideolojisi ile çelişti. Tercihin ideoloji yönünde, yandaşlar için kullanılması toplumda parti kavgalarının keskinleşerek artmasına ve siyasi kutuplaşmaya yol açtı. Muhalefet partisinin belediye seçimlerinde çoğunluk sağlaması, siyasi kavga ve kutuplaşmayı belediyeler ortamına taşıdı. Muhalif belediyeler üzerinde baskı yaratma süreci, bu belediyelerin günlük kararlarının yargı ortamına taşınmasını ülkenin en güncel gündemi durumuna getirdi. Masumiyet karinesi göz ardı edilerek uzatılan tutuklama ve yargılama süreçleri günlük vakalar ve gündemler oldu. Ayrıca milletvekili ve belediye başkanlarının iktidar partisine transfer süreçleri, demokratik geleneklerin aşınması yanında siyasetteki etik değerlerin ve demokratik uygulamaların erozyonuna yol açtı. Siyasi tartışmalar ülkenin günlüğü ve gündemi oldu.
Siyasi tartışmaların ülkenin günlüğü ve gündemi olması ekonomiyi ikinci plana itti. Kronikleşen yüksek enflasyon, salt bir talep enflasyonu olarak ele alınıp, para politikası ile çözülebilir sanıldı. Merkez bankasının tek başına çözebileceği bir problem olarak görüldü. Kronikleşen enflasyon ortamında, tasarruf, yatırım, üretim ve verimlilik hızla zayıfladı. İşsizlik ve yoksulluk arttı. Üretim ve verimlilik kaybı, sosyal kesim olarak sabit gelirlilerin refah kaybına yol açtı. Orta tabaka eridi. Orta tabakanın erimesi, toplumda kitlelerin gelecek beklentisini zayıflattı. Buna eğitim kurumlarında zafiyet eşlik etti.
***
Bilgi toplumu ve yapay zeka çağının küresel yarışına eşlik edebilmek için katma değeri yüksek, ileri teknoloji ürünleri üreten yatırımlar gerekir. Oysa bu sektörü yaratacak ve güçlendirecek AR-GE harcamalarının GSYH içindeki payı hala 1,55 düzeyinde kaldı. Hızlı teknolojik gelişmeler için bu payın yüzde 4- 5 düzeyine doğru yükseltilmesi gerekirdi. Tam aksine katma değeri katkısı düşük ticaret ve inşaat stratejisi, ana stratejisi oldu. Üretimden para kazanmak yerine paradan para kazanmak moda olurken, bu günlerde yaşanan fon krizi patladı. Patlayan fon krizi, sorumlu bazı kurum, kurul ve yöneticilerinin, siyaset, çıkar ve rant üçgenine katılarak, geleceği için fona katılan küçük tasarrufçuların bu umutlarını sömürdüğü ortaya çıktı.
Yanlış strateji tercihleri ve günlük yönetim, sanayi sektörünün çöküş sürecine girmesine ve bir zamanların kurtarıcı sektörü tekstilin yurt dışına göçmesine ya da son aylarda artan konkordato ilanlarına sahne oldu. Düşük katma değerli üretim tercihi, dış açık sorununu çözümsüz bıraktı. Çok güvendiğimiz turizm sektöründe, geçen yıla göre bu yıl ziyaretçi sayısı eylül ayı itibarı ile yüzde 1,6 azaldı. Küresel koşulların tetiklediği petrol krizi, doğru stratejilerle etkin yönetilmediği için, artan girdi maliyetleri sonucunda tarım sektörü çöküş yaşıyor.
Türkiye 86 milyonluk nüfusu ve küresel bağlantıların kilit noktasındaki stratejik konumu ile günlük politikalarla, siyasi kavgalar içinde, etkin olarak yönetilemez. Gerek ülkesinin refah ve mutluluğu gerekse stratejik konumunun yüklediği küresel sorumluluk içinde ilkeli, akılcı, bütüncül ve tutarlı stratejiler geliştirmek gerekir. Getirilen bu stratejiler ülkemiz, bölge ve küresel ilişkiler için önleyici, yönlendirici, etkin, ilkeli ve bilinçli stratejiler olmak durumundadır.